"hüznüm bile yorgun"
bilmem nerelerden yürüyüp böyle adım adım.. karlı yolda ayak seslerin gıcırdarken belki.. hiç bilmediğin bir şehrin kapısını aralamışken ellerinle.. bilmediğin insanların yüzüne bilmedikleri diyarların rüzgarını üflerken.. ne zordu bir başlangıcın adını koymak ve sonra devam etmek kelimeleri arşınlayıp.. tarifi güç zamanların yükü sırtında.. elleri buz kesmiş bir hatıra oturup, o eskimiş yolların kenarına.. avuçlarını ısıtmaya çalışırken.. korkusu doluyor yüreğine.. gözlerini kapasan bilinmedik ezgiler dolar belki kulağına.. en tanıdık dünyaların kucağına bırakırken usulca 'öz'ünü.. sabah güneşi getirir de ısınır kemiklerin belki.. an'ların linç ettiği bir hatıra daha ölmez belki... yeter ki korkma.. sadece korkma.. bu doğan o kadar da zalim bir gün değil.. bu karşındaki zararlı bir gölge değildir belki..
keşke.
bir tıklıyorsunuz aşşağıda bir sürü başlık sıralanıyor/küçük dikdörtgenin kendi harfleri
Birinin arkasından baktığını bilirsin.. ama yok dersin.. bakmıyorum.. kendini ne kadar daha kandırmak istersen o kadar devam.. döngünün kanatları açılır.. görkemli kapıların ardından süzülerek kucaklar seni.. en büyük huzur.. en büyük rahatlık bu..
Kahr-ı ceza.. kahırı, üzerine tonlarca yük bindirilen atlar gibi çıkmak en dik yokuşları.. üstelik pastırma sıcaklarında.. deyişlerin anlamını yitirdiği zamanlarda duvarların ardından bakıp insanoğluna.. dur diyorum. Dur ki bu alışagelmişlik döngüsünün kanatlarına değsin rüzgar..
önümde uzayıp giden bir patika var sanıyordum.. her yanı güzel evler, yeşillerle süslü uçsuz bucaksız denize açılan.. şimdi ya yanılıyorsam diyorum durup kendime.. ya bu zavallı aklımı çıkmaz sokaklara sıkıştırdıysam.. ve o köşede kendi aklımı bıçaklayacaksam en ince yerlerinden.. ah ne zor şu anlatmak işi.. yokuşları tırmanmak gibi.. üstelik artık hiç birinin ehemniyeti yok... ne fena bir dönüşüm..
asıl bu ekrandan canavarlar çıkacak birgün.. şu karşımda, sürekli aynı yerde duran, kıpırdamayan duvar üzerime yıkıldı çoktan.. bu nasıl gönüllü bir mahkumiyet.
zamanın korkusu/canımın yarısı
elinden tutup sokağa çıkardığım zamanları hatırladıktan sonra, işte böyle bir hüzün kondu omuzuma.... camdan bakıyordum, kapının önünde sonlanan yokuşa.. işte şu evin yanında yükselen apartmanın yerinde, demirlerin ve tahtaların yükseldiği bir koca çukur vardı hani.. kar yağmıştı üzerine.. o yokuştan aşağı eline geçirdiğin leğenle kayıyordun sen de.. üzerinde benim eski yeşil montum.. kenardan ne alacaktın, ne için oraya yönelmiştin bilemiyorum.. ne geçti küçük kafanın içinden de karın üzerini örttüğü o boşluğa düştün aniden.. deliye dönmüş gibi sokağa fırladı annem.. herkes seferber olmuş seni o demirler arasından kurtarmaya çalışırken, sen en masum halinle onların telaşını izliyordun.. kanatlarını açıp süzülerek inmiştin oysaki onca molozun arasına, diğerleri bundan habersiz.. sonra birgün kafan ağır çektiği için(koca kafa?) oraya buraya çarpıp sonunda yarmıştın alnının çatısını.. ne kadar kocaman bir artı işareti olduysa "hiç geçmiycek tüh" diye sızlanmıştık.. şimdi sivilce kadar kalmış olması zamanın başka bir ilacı.. hepsi ayrı an'ların hediyesi.. ve daha başka bilmemkaç tanesi.. yaşadıklarının kıymetini bilirsin.. sesin az ama gür çıkar.. gülmeden önce ağzının sağ tarafıyla güleceğim sinyali verirsin.. ciğerlerin hassastır, bir öksürürsün yer gök inler.. ters, kaba saba bir adam gibi gözükmen tamamen göz yanılgısı..
ama bu ilk.. yarın burda kalsa da bu ilk gidişin ya hani.. arkanı dönüp, sırtına çantanı alıp, ilk fırsatta geleceğim diyerek.. bir yanımı sana veriyorum ellerimle koparıp.. ağlayarak bana sarılışın gibi küçükken.. şimdi ben sana sarılıyorum, kocaman ellerinle sırtımı sıvazlarken hergün karşımda duran o küçücük adamın fotoğrafı ilişiyor gözüme.. o an diğerlerinin üzüntülerini, korkularını da sırtlayı veriyorum.. ne zor şeymiş birini böyle çok sevmek.. ve anlatmak, yüzüne gölge düşse bana gece, ışığının takibindeyim diye..
dualarım mesafeleri aşar.. "bugün dua ettim hepimiz için" bir'tekim.. canım kardeşim.. hepsi bu.
çok özledim seni
sürekli dinlediğim parçalar vardı mesela.. aklımda binlerce belki milyonlarca melodi dolanıyordu.. görüntüler gelip giderken küçük aklımın en saf, en masum pencerelerinden, her parçanın kendisine ait bir öyküsü vardı.. ben görüyordum, anlatması o kadar güçtü ki yalnız kalıyordum.. hayal kurmak gibi değil.. onu var etmek gibi.. bilmem ne kadar samimi gelir ya da ne kadar gerçekçi sizin için ama bu gri havalarda hep başka bir yerlerde olurum.. olduğum gibi, tıpkı şimdi durduğum gibi burada.. ah bir bilseniz benim diyarlarım ne güzeldir o zamanlar.. yürüdüğüm sokaklar.. tanıdığım insanlar.. eski zamana ait sesler duyduğumdan mıdır nedendir bilmem, bu ekranın başında otururken yağmurlar dansediyor etrafımda.. damlayıp tepeme oradan saçımın uçlarına.. garip bir alaca karanlık etrafı görmekte zorlanıyorum.. havanın kokusu bir tutam huzur bırakıyor burnumun ucuna.. yine o dar sokaklarda yürüyorum sanki.. gerçekliğin dışında.. tek başıma..
hiç korkmayı özler mi bir insan evladı?
küçük oyunlar oynuyoruz aramızda.. o kadar eğleniyoruz ki bilemezsiniz.. siz de katılın dememem, sahteliğini idrakınızdan korkumdandır. ne kadar devam eder bilemiyorum.. belki yarın, belki yarından da yakın infilakı, koynumuzda uyuttuğumuz bombanın.. adım atıyoruz boşluğa.. ballandıra ballandıra anlatıyorum "bakın yerleri laminant kaplattım yeni.. nasıl sağlam bir bilseniz, çıtı çıkmaz.. üzererinde yürüyor değilde uçuyor gibisiniz.. değil mi?" inanıyorlar.. ben susuyorum dünya susuyor.. ben gülüyorum yüzler ayndınlanıyor.. sanki bir bulmacanın düğüm noktasıyım.. küçücük evrenimde merkezde olmaya o kadar yabancıyken neden bu zulüm? soramıyorum kimseye.. bırakıp gidemeyeyim diye inadına bağlıyorlar bileklerimden.. oysa bilmiyorlar ki bu uzun koridorlar sonsuza açılır.. aklımın kafesinde bir küçük kanarya.. makara çekip durur.. uyandığım sabahlar benim.. uyuduğum geceler benim.. kaçıp başka diyarlara yürürüm topal bacağımla.. kırdım bileğimi.. yumdum gözümü.. yuttum sözümü..
ufkunuzdan size el sallayacağım gün miladımdır.