bir tıklıyorsunuz aşşağıda bir sürü başlık sıralanıyor/küçük dikdörtgenin kendi harfleri
Birinin arkasından baktığını bilirsin.. ama yok dersin.. bakmıyorum.. kendini ne kadar daha kandırmak istersen o kadar devam.. döngünün kanatları açılır.. görkemli kapıların ardından süzülerek kucaklar seni.. en büyük huzur.. en büyük rahatlık bu..
Kahr-ı ceza.. kahırı, üzerine tonlarca yük bindirilen atlar gibi çıkmak en dik yokuşları.. üstelik pastırma sıcaklarında.. deyişlerin anlamını yitirdiği zamanlarda duvarların ardından bakıp insanoğluna.. dur diyorum. Dur ki bu alışagelmişlik döngüsünün kanatlarına değsin rüzgar..
önümde uzayıp giden bir patika var sanıyordum.. her yanı güzel evler, yeşillerle süslü uçsuz bucaksız denize açılan.. şimdi ya yanılıyorsam diyorum durup kendime.. ya bu zavallı aklımı çıkmaz sokaklara sıkıştırdıysam.. ve o köşede kendi aklımı bıçaklayacaksam en ince yerlerinden.. ah ne zor şu anlatmak işi.. yokuşları tırmanmak gibi.. üstelik artık hiç birinin ehemniyeti yok... ne fena bir dönüşüm..Kahr-ı ceza.. kahırı, üzerine tonlarca yük bindirilen atlar gibi çıkmak en dik yokuşları.. üstelik pastırma sıcaklarında.. deyişlerin anlamını yitirdiği zamanlarda duvarların ardından bakıp insanoğluna.. dur diyorum. Dur ki bu alışagelmişlik döngüsünün kanatlarına değsin rüzgar..
asıl bu ekrandan canavarlar çıkacak birgün.. şu karşımda, sürekli aynı yerde duran, kıpırdamayan duvar üzerime yıkıldı çoktan.. bu nasıl gönüllü bir mahkumiyet.