bir damla su düşse denize, ben omuzunda ağlamış olur muyum?
dünyaya bir daha gelsem -ya hani diyorlar sıklıkla- seni bir yerden bir yere götüren şöför olabilirim mesela.. ya da ne bileyim uzaktan bakıp, gülen yüzüne bir tebessümde ben ekleyeyim isterim ama gerçek bir tane.. oysa şimdi gözyaşım dinmiyor.. böylesi de çok zormuş be canım.. içimde içinden çıkılmaz, katran karası yollar.. dön dolaş aynı yerler.. aynı meymenetsiz suratlar.. ve tabi pişmanlıklar, özlemler.. şimdi sen içeride uyurken bile korkudan etlerim çekiliyor.. gözlerimdeki buğudan önümü göremiyorum.. ve yarın.. bugünden biraz daha kötü olabilir.. bunu da biliyorum..
ama bugün tıpkı senin gibi.. son bulmasını dileyeceğim.. yine.. olupta bitmeyenlerin, hiç başlayamamış olanların fikri aklıma düşecek.. kapıyı kapatıp yokoluşa ve an'ın paçasından tutup bırakmayan yitirişin suratına.. yürüyeceğiz seninle bu gece.. yağmur yağar, rüzgar çıkar dert değil.. asıl ben bu borcun altından nasıl kalkabilirim.. nasıl durabilirim duracaksam da.. ya da nereden başlasam anlatmaya, özürleri ve kendime küfürleri sıralamaya.. ben ki senin nefesini duymadığımda nefes almamayı, gözlerini kapadığında kör olmayı diledim her gece.. ellerimle ağzımı kapadım, dilimi yutacağım.. gözlerime mil çektireceğim.. ne göreyim, ne bileyim, ne konuşayım ki.. huzuru armağan edeyim hissetme sebebime.. yaşama sevincime.. dilerim beni sensiz koymasın yüce tanrım.. tek emelim bir gülücüğün bunu bilesin.. belli ki beceremeyeceğim ama olsun.. olsun mu?
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-03-28
hallaç
"... Zaman mekan, mekan zaman şaşa şaşa şaşa Yerdenbitme yere dalıp yeraltı sularına Kalkere manganeze ve tüm madeni sırlara karışarak Sugözümle karbondiyoksit soluyarak şahdamarıma Vardım cenneti cehennem, cehennemi cennet bir mağraya Benden önce gelen cansularının güzelim ardından Damlataşlar dikiyorum yokmuşvarmış oluşuma duvarlar boyu Renkahenk bolahenk, ama siya siya" *
diyesim.. şiirlerinde boğulasım.. yeniden başlatmam gerektiğini söylese de içimden bir ses.. mütemadiyen erteleyesim var.. yakarım buraları.. bir adım daha yaklaşırsanız kor olur düşerim kalbinize.. sıkarım canınızı..
"Hep bir dimdik, dümdüz dürüstlüktür duyduğumuz, ama bir kuşku kurdu kıvır kıvır kemirir köklerimizi - Nasıl da kolaydır yalanlarımız, uydurmalarımız, Nasıl da rahat. İç sızlaması nedir bilmeyiz; Başedilemez gerekçelerimiz hazırdır çünkü hep - Kozasında mışıl mışıl kanat takınır tırtılımız, Sindire sindire yapraklarımızda açtığı delikleri. Övünürüz delik deşik, bölük pörçük Yeşilliğimizle... ..."**
eni konu hazırlığındayım, misafirlerimin yollarına halılar seriyorum.. kocaman gülücükler koyuyorum vazoya.. çaktırmadan sokuşturan parçaların listesini yapıyorum.. gözlerimi sürmeliyorum.. yukarıdaki gibi yüzükoyun.. sakinlikten ödün vermemek için pes etmiş ruhumu yayıp odanın ortasına.. hamur gibi.. yün gibi hallaç pamuğu.. tıpkı annesi gibi, denizler gibi kabarıp kabarıp, koparıp kıyıdaki taşlarını günün.. cebime dolduruyor.. halbuki ben hiç taş sektirmeyi denemedim suyun yüzünde.. narkissos gibi kendime bakmaktan yadırgayarak.. şaşırarak ya da, yansıyanların çokluğuna ve -her çoklukta tabiatiyle oluşan- pisliğine bakmaktan.. her ne ise.. ocakta brokolim var.. bölük pörçük yeşilliğinden korkan onun gibi olsun? "..Zaman mekan, mekan zaman şaşa şaşa şaşa."
*Can Yücel - Requiem II ** Oruç Aruoba - Gündüz yarasaları V
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-03-21
uzağa fırlat
kimsenin, kimseden, kimseye.. gidesi, konuşası.. oturası, kalası yok.. buradan çok ilerideki bir durakta rayına oturmuş yanımdan geçen trene bakarken de "bu kadar yüzeysel metaforu da ilk defa görüyorum" diyeceğim heralde.. büyük saçmalık.. anadilimden kayan, böyle sırıl sıklam, bir kaç sözcüğüm vardı onları da yuttum şörüğümde boğulmadan.. tersine tersine yürüdüm.. nehir paçalarımı ıslattı diye kızdım.. aslında son yüklemi peşimde sürükleyerek nerelere götürürdüm sizi de mecalim yok şu saat.. olabildiğince uzağa diyorum yani.. mümkünse ufkuma.. mümkünse elalemin kızının G noktasına ya da adamın birinin bilmemneresine.. göremiyeceğim bir yere doğru.. süzülün.. ya da yüzünüzü dönün.. ama öyle bir dönün ki tamam olsun elleriniz kollarınız dolu olsa da, ki daralmasın alanlarımız her daim.. adım attıkça çamura bulanmasın paçamız.. ve yok olmasın dünün teri, dünün tuzu, dünün kokusu ki bir yarınımız olsun sizinle.. sarmaş dolaş.. (bunları söylediğimde dönmenizin anlamı kalmamış demektir ya olsun.. hani şey gibi 'sen bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım.. filan şekilde fişmekanda oturacağım..')
bir kadının suratında iki hissi bir arada yakalayabilir miyiz? yada robert wilson'ın yakaladığı dehşeti görebiliyor muyuz ışığında doğuşun, sılovmoşın stilimizde sekerken sağdan sağdan, yani bildiğin bir ayağımızı yavaşça kaldırıp bir süre indirmiyorken ve indirdiğimizde hemen bir diğerini kaldırıyorken?
önemiyle beraber söyleyecek sözüm de yok aslında.. maksat kendime not.. pisleniyorsam kendime pisim.. susuyorsam, konuşuyorsam ya da oluyorsam.. değişmeyeceğimden.. -tirmeyeceğimdendir.. dolaşıp dönüp, annemin kucağına.. dönüp dolaşıp denize dökülürüm..
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-03-13
desdenosa
ne olduğunu bilmiyorum bu gri nehrin kıyısında paçarımı sıyırmışım.. dizime kadar su.. yeşillenir, grilenir su, alaca.. başka bir yerlerden gelmişim de o başka yerlere gideceğim.. ellerimde kendimin izleri.. ayaklarım beyazlaşıyor suyun içinde.. nasıl bir yeşillikten bahsettiğimi bir bilseniz alırsınız biletinizi.. oralara gidelim deyipte kolumdan tutarsınız belki.. ama yok.. ötesine geçmeyin gözlerimin.. siz görmeyin.. ben buralardan oralara uzanmaktayım.. sözlerim bitmiş devam etmekteyim.. bu sefer tökezlemeyeceğim..
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-03-03
Taç
geceleri gökyüzüne bakmak yaramamıştır bana hiç bir zaman.. ve tabii şimdide hayra alamet olamazdı aklımdaki görüntüsü.. uyumuyorum, gözlerimi dinlendiriyorum şaşkolozluğunda.. bakmıyorum yahu aklımdan yıldızlar geçiyor diyorum.. yutmazsanız gargara yaparsınız canlarım.. maksadı haddini aşan düşüncelerin önüne bir ket, ardına bir destek.. elimizde stepne (nasıl yazılıyor bilmem, açıp bakmaya mecalim yok.. demem o ki belki de istepne), patlayan hayallerimi değiştiriyorum.. biri patlasa en çok kontrolde zorluk çekersin.. -sayı artınca.. çok şekilli savrulursun Lethe'nın yamacına.. ama işte neredendir bilinmez, belki de birisi koymuştur cebime bir zaman, 'şans' çabuk farkediyorum kaybedeceğimi.. üstelik benim üstadım canını vermeye yeltendiydi.. bilmezdi durmayı.. ve tabii ne konuşmayı, ne oturmayı kalkmayı.. he ben de bilmiyorum ya olsun.. benimkisi sarsaklıktan... umursamazlıktan değil.. umur dediğin benimle tamamlanır zaten.. (böyle bir isim olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdığımı söylemeden geçemeyeceğim.. miciğim, mucuğum..) her neyse dediğimi de unuttum gerçi ya devam edeyim Edgü'nün peşinden, kendime not adını verdiğim saatler var mesela gün içinde, gözlerimin kenarına yazıveriyorum.. sonra ellerimle siler gibi yapıyorum ki okumasın başkası.. bugün kendime karaları not ettim.. esmer sabahları.. bir yaratığın en çok özlenecek yeri olan boşlukları suratındaki.. güldüğünde ortaya çıkan gereksiz kıvrımları.. her nedense insanların yüzündeki boşluklara dikkat ediyorum.. sonra onlara dokunuyorum hassasiyetle.. ne kadar yumuşak tenlerinin, ne kadar altına kıvrılıyorlar da devam ediyorlar nereye kadar.. onlar.. kıymeti bilinmeyenin değeri kendiliğinden düşüyormuş demek ki ivedilikle.. kendi kendine veriyormuş hesabını... "bu yılın cirosu şu kadar bilmemne hanım..", "aferin evladım bu sene de yeterince irtifa kaybetmişiz.. " yani 'ben' geceleri gökyüzüne bakmam.. gökyüzü yalnız yıldızları kucaklar geceleri, onların saçlarını sever, onların ellerini öper.. baktıkça daha yalnız hisseder insan.. daha korunmasız belki.. ve ifade edilemeyen bilmem kaç duygu daha.. hep biraz daha fazla ama.. o nedenle geceleri bu yalnıza iyi gelmiyor efendim, parıltılarıyla gözünü alan yıldızlara bakmak ya da göremediğinde onların hülyasını düşürmek aklının ücralarına.. bir zamanın bey efendileri gecenin üstlerini örttüğünü söylerlermiş.. bir rivayete göre onlar karanlıkla beslenirlermiş.. şimdi gelseler bir bir anlatırım onlara gecenin yorganımı üzerimden çeken tek çelimsiz, tek hain ve en korkak zaman olduğunu..
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-03-01
Lamma Bada
davullar çalıyor tepemde, yabancılar dansediyor, memleketin eşrafı şarkıya eşlikte.. tek kelimesini anlamıyorum.. ilk yazılan sonuçtur diyor tüm heybetiyle Gaia, başlangıç da sona göre oluverir.. toprak yarılır benim yüzümü sever, gök ikiye ayrılır bulutların her biri gözleri yaşlı beni yanına çağırır.. omzumda bir gölge gök gürültüsü, kulağımda bir ses değil.. ellerimin efendisi çalıyor düşüncelerimi benden.. gözlerimi kaçırıyorum.. ne diyordu adam ağlarken? etrafımı sarıyorlar.. düm teka.. düm.. kollarımı bağlıyorlar.. tek.. başımı eğiyorlar sağa.. dön diyorlar.. düm.. düm teka.. döne döne yorul.. yorul ki uyuyasın.. davullar çalıyor tepemde.. akan nehrin kıyısında çamurlar.. çamurların üzerinde bir zavallı kadın.. bir esmer kadın.. nasıl ağlayamıyorsa ağaçlar yapraklarının ardından, o da öyle dona kalmış sanki bağrında bağıran sular.. buradan gidiyormuş, miasma çatısında tünemiş akbaba.. günahın suali olmaz tanrıdan.. suyun yamacında toprak varsa yarılsın.. yarılsın da çamurlara bulanmadan temizlenmesin ademoğlu.. bacaklarımdan yürüyor aslan başlı köpekler.. elalemin gözünde dolunay.. durup kapıyı açıyor.. arkadan dolan diye bağırıyor diğerine.. orada değiyor saçıma rüzgar.. nereden bilir adını geçiremediğimi içimden de susup can suyumu içtiğimi tenimden.. avuç dolusu altın bırakıp döşüne arkasını döndü ya doğuştan yaşlı adamın anası.. şimdi ölüme dikmiş gözlerini, gözleri kan çanağı.. davulları duymuyor sabah, yaprağına düşen çiği duymadığı gibi ağacın.. paçaları çamur eteklerinin.. hep bordo, hep krem.. ne kırmızı ne beyaz.. alcalanmış suratı, katmerli alnının ortasında bir el yazısı.. bulan çamura be ademinkızı.. gök yarılır.. bulutlar çalar şarkıyı, yerliler dans eder, yabancılar şarkıya eşlikte.. tek kolum, tek bacağım, tek kulağım.. toprak ikiye ayrılır, gözyaşı döker, kan döker, döl akıtır küçük adamlar.. içine al beni toprak ana diye inleye inleye, yorulurlar.. yorulsunlar ki uyusunlar.. suyun yamacı gök.. pir-u pak ışıklar saçılsın.. neyin sesi duyulsun uzaktan.. uzaklardan yürüye yürüye geçsin çöl yamaçlarını denizin.. kıymetini unutsun su.. söz olmasın.. çalsın şimdiki gibi en huzurlu şarkısı uykuların.. boynumdan at nalı koşuyor sahir güneşlerin evlatları.. aklıma geceye eklenen günler düşüyor.. davullar çalıyor.. düm teka düm.. paralasa da etini kendi elleri, hırsının omuzları dik, gözleri parlak kulağına fısıldar, durmaz.. iniltilerini susturmaz alınan öçler, karnını doyurmaz küfürler, et ister, kan ister, durmaz.. vazgeçerim.. gözlerimin hakimi, düşüncelerimi çalıyor.. dumanı tütüyor zamanın üstünde, katillerin katili, efendilerin efendisi.. avuçları terliyor.. doğuştan yaşlı, ölümüne ölümlü, kederlilerin kederlisi.. ödüyor bir bir öldürdüğü çocuklarınn kefaretini.. akıtıp bacaklarından yerlere saçarak kahır katranlarını.. zift gibi yüzeyine yayılıyor.. derindekileri değil gözünün gördüğü güzellikleri aklına kazısın ellerin.. bir nefesim var, derin.. gök ikiye ayrılsın.. çöplerin dibe çöküşü gibi ağır ağır iniyor duman belimden aşağı.. toprak ikiye yarılsın.. dipsiz bu yol.. öksüz.. kör.. kollarımı bağlıyorlar.. tek.. başımı eğiyorlar sağa.. düm.. dön diyorlar.. dön ki yorulasın.. sonunu yaz ki.. başlangıcını bulasın..