uzağa fırlat
kimsenin, kimseden, kimseye.. gidesi, konuşası.. oturası, kalası yok.. buradan çok ilerideki bir durakta rayına oturmuş yanımdan geçen trene bakarken de "bu kadar yüzeysel metaforu da ilk defa görüyorum" diyeceğim heralde.. büyük saçmalık.. anadilimden kayan, böyle sırıl sıklam, bir kaç sözcüğüm vardı onları da yuttum şörüğümde boğulmadan.. tersine tersine yürüdüm.. nehir paçalarımı ıslattı diye kızdım.. aslında son yüklemi peşimde sürükleyerek nerelere götürürdüm sizi de mecalim yok şu saat.. olabildiğince uzağa diyorum yani.. mümkünse ufkuma.. mümkünse elalemin kızının G noktasına ya da adamın birinin bilmemneresine.. göremiyeceğim bir yere doğru.. süzülün.. ya da yüzünüzü dönün.. ama öyle bir dönün ki tamam olsun elleriniz kollarınız dolu olsa da, ki daralmasın alanlarımız her daim.. adım attıkça çamura bulanmasın paçamız.. ve yok olmasın dünün teri, dünün tuzu, dünün kokusu ki bir yarınımız olsun sizinle.. sarmaş dolaş.. (bunları söylediğimde dönmenizin anlamı kalmamış demektir ya olsun.. hani şey gibi 'sen bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım.. filan şekilde fişmekanda oturacağım..')bir kadının suratında iki hissi bir arada yakalayabilir miyiz? yada robert wilson'ın yakaladığı dehşeti görebiliyor muyuz ışığında doğuşun, sılovmoşın stilimizde sekerken sağdan sağdan, yani bildiğin bir ayağımızı yavaşça kaldırıp bir süre indirmiyorken ve indirdiğimizde hemen bir diğerini kaldırıyorken?
önemiyle beraber söyleyecek sözüm de yok aslında.. maksat kendime not.. pisleniyorsam kendime pisim.. susuyorsam, konuşuyorsam ya da oluyorsam.. değişmeyeceğimden.. -tirmeyeceğimdendir.. dolaşıp dönüp, annemin kucağına.. dönüp dolaşıp denize dökülürüm..