2007-07-31

yalandan da olsa..


dur.. yutkun.. bir kez daha.. kocaman bir damla su.. yutkun..

gözlerimi kocaman açtım.. ellerimi sımsıkı kapadım.. dudaklarımın kenarında birbirlerinden her ayrıldıklarında köprü gibi uzanır.. yut.. avuç dolusu kelimeyi unut.. elleri, değen gözleri, teni, isi, gündüzü..

anasonlu süte yatıracağım kendimi bu akşam.. uzunca bekleyeceğim içinde.. içimde çiçekler açacak sonra.. diyeceğim bu.

2007-07-29

sentimental faynıl kantdavn yumruğu

bu kadar zor olmamalı yahu anlaşmak.. anlaşılmayı geçtim.. yani belki saçma sapan bir yerinde oturmuş vızırdıyorum ama önemli olan sesimin duyulmaması.. sıkıntı tek başıma susuyor olamamda sanırım.. bir şey anlatacak mecalim yok.. bir süre beraber susabilir miyiz? ama yok iyiden iyiye içimiz daralır.. kırılan kemiklerimi umursamadan, kollarımdan tutup havaya kaldır beni misal? kucaklayıp şu yolun aşşağısına kadar taşı yada, gülerdik? ne bileyim bir oyun mu oynasak? nasılsa dünya umurumda değil.. bir kaç umursamazlık, bir kaç sorumsuzluk numarası öğrenmeliyim karambolde.. çözüm aramayı bırakıyorum yavaştan.. zira şuraya yığılacağım sanırım.. canım sıkılıyor üstelik.. ve bu ne kadar da doğru, ne kadar da hazin (burada yumruk yaptığınız elinizi göğüs hizasına indirirken yüzünüzde garip bir hüzün olacak.. neden mi? çünkü biliyorum siz de sıkılıyorsunuz anasını satayım).. hop hop hop parçaya gel..



2007-07-23

"ben koşarım aşağlara, koşarım; yıkanacak boğulacak su bulsam"

Sonuç

Ben insanım bu kaygılarım da geçer

Yalan söyledim geçmez değişir
Her gelen gün üşenmeden bir daha yeniler beni
Bugün vurduğum adam
Yarın boğulduğum deniz
Utanmam sevinirim tek başıma
Utanmam sevinirim ...*


Şıh Ali'nin elinde bir heykel olsam mesela.. bir kaç kendini bilmez şimdi olduğum yerden bakarlar da bana aradıkları devyarasa anlamaları yüklerlerdi.. ifade ettiğim onca şeyin arasında bir bu anlam kazanırdı.. o an.. ama yok Turgut babadan feyz alırım ben de utanmam.. açık konuşayım.. yeşillerinir, çiçeklenirim.. zamanla.


*Turgut Uyar - Ölümlü yaşamaya hergünkü çağrı

2007-07-17

mavi yağmurlu gün üryan / duygulara tercüman

sanırım bugünün karmaşasından duyduğum her kokuyu geçmişe atfeder oldum.. bir yaz günüydü, yine bu yaz ve tabii karpuz kokusu geliyordu bahçeye açılan kapıdan evin içine oradan uyuduğum yatağın başucuna.. derince bir nefes alıyordum yanağından, zira o zamanlar ölüm nefesimizi kesmemişti, yalpalaya yalpalaya yürüyorduk.. küçük bir kedimiz vardı bahçede koşuşan.. yaşadığımız şehirden oraya kadar otobüste ve bizim kucağımızda gelmişti.. ne kadar eski oysa ne kadar taze aklımın küçük çekmecelerinde, dizilen ve sonu gelmeyen.. unutulmayan herşey gibi.. unutulmak istenen onca şey gibi ya da .. bir kucaktan bir diğerine.. sonra en güzide tedavi merkezine.. tüm yaralarından arınıp adına yakışır bir anı olmak için çabayla, hevesle, aşkla soyunup gözlerini kapatıp sonra.. görmedim duymadım ama işittim.. bilmedim, söylemedim ama dokundum demek için.. gerçektim ve gerçeğimin adını koydum.. tıpkı kendim gibi.. uykularımdan uyanıyorsam gecenin bir körü, kendim için tuttuğum yastan uyanıyorsam gecenin bir körü yarın tek başımalığımla, daha önce nasıl yaptımsa yine öyle suya, ışığa, rüzgara anlatmak için tümünü.. suyla akıp, ışıkla aydınlanırda rüzgarla uzaklara belki sizin yamacınıza gelirler diye.. o zaman beni bilirsiniz.. buradan bilmem kaç kilometre uzakta yaşayan.. bilmem kaç kişilik bir ailenin en birinci ya da en sonuncusu olan siz.. yakınlaşırsınız adım adım.. bilmiyorsanız öğrenirsiniz, duymadımsa dinlerim sizin türkünüzü de.. sizin de güneşiniz yakar mı, rüzgarınız savurur mu diye.. uzakta bir köşeden yabancılar yürür mü sokağınıza? siz de hiç gidemeyecek gibi hissettiniz mi geçmişin bu görkemli ülkesinden? beklediniz mi hiç gelmeyecek olan bir gemiyle o düşlediğiniz ülkeye gidememeyi? unuttunuz mu ya da tüm ihtişamıyla üzerinize çöken geceleri, uyandığınız huzurlu sabahların dönüştüğü kargaşayı, tümüne aşinayız diye attığınız yalanları?

***
bir dünya yabancısı '79da Almanya'da bir grup yandaşıyla şarkı söylüyordu..



***
but let's not talk of love or chains and things we can't untie, your eyes are soft with sorrow, Hey, that's no way to say goodbye...

2007-07-14

olsun / alegria

ayaklarımın altı pis.. kumaşlarımı yırtıp attım üzerimden, yalınayak toza bulandım.. ilk duyduğum bir iç çekişti sabaha karşı.. tekleyerek, iki kerede katılan.. bir iç çekiş.. yabancılamadan.. yadırgamadan.. yalnız.. sadece kendisi olduğundan.. bir derin.. çekiş.. gri kucağından damla düşürecek belli gökyüzündeki kocaman adam.. arındırmak için beni tüm hislerin elinden, etimden, derimden.. bu kadar zararsızken bu kadar ziyan.. o kadar korkmuşken insandan bu kadar cesurca yüz sürmek gerçeğin ta kendisine.. suretime günün gölgesi düştü, usulca sokuldu sızısı.. bir daha gün doğdu..
sızıdan gün doğar..
bilmez geceyi gündüzü, kör kuşları sokağın.. anasının kucağından zorla yere bırakılan bebeler gibi, emekleye emekleye ulaşamadığım uzakların hesabını yapsam.. dinler misiniz bu gece de size ruhu göğüs kafesinde kor yanan bir kadının eli böğründe, eli döşünde, açıpta çıkarışını anlatsam, varını yoğunu? hiç saklamamış olduğundan gururla serip ayaklar altına, sonra kimsenin basmasına izin vermeden kırıp tüm camları, üzerine yürüdüğünden.. veyahut durduğundan sabaha kadar bir küçük yatağın ucunda, ışığı özleyerek bir sabahı beklemenin nasıl bir umut büyüttüğünden bahsetsem.. denizin kıyısından, kuru çamur yoldan, buradan, ateşin isinde yürüyüp kendiliğinden uzaklaşan, kendinden uzaklaşan, dışarıdan bir türkü söylesem size.. şimdi baktığım yeşilin ucunu denize bağlayan şehrime arkamı dönsem, bir dizi hikayeden yalnız birini seçip sakladığımda gözlerime ışığı süzülmese, dumanı yüreğimde.. lambaya püf dedim canımdan can, nefesimden çıplak ayaklı çocuklar yürüdü.. bu baktığım yeşilliğin, daracık aklıma sokulan uzunca soluklarından.. diyorum ya vazgeçsem şimdi.. tam zamanıdır.. her birinden vazgeçsem şimdi.. tam zamanıdır..

iyi ki doğdum.. da dokundum soğuğuna, boynunda ağladım, en güzel yanaklarını öptüm yokoluşun.. o, iyi ki vardır..

Eyvallah..

2007-07-10

Beirut



güzelsiniz, güzeliz biz de kumaşlar içinde sıkışıp yüzmeye çalışmıştık bir zaman.. şimdi soyunduk.. kuşlar gibi hafif, kendimiz kadar özgürüz..




They call it night, they call it night and I know it well and I call it mine....

eyvah eyvah..

2007-07-08

iyi ki / haig yazdjian

özüme nefes üfleyecek.. bir an gelip sustuğumda karşımda tüm dirayeti, gün be gün büyüyen gözleri, ışık saçan ruhuyla duracak.. ve öze gideceğiz.. en başa döneceğiz.. iyi ki oradaydım diyecek, iyiki oradaydın diyeceğim.. yıkılıp dökülen, dağılan geçmişimin üzerine oturup ud çalmayı öğreneceğim.. sonrası cümbüş.. orada olup olmaması mühim olmayacak zira o her daim 'burada'dır..

2007-07-06

platonik kasklar ülkesinin keşfi

- Yapış yapış bir akşamda, üzerimize nem yağarken yani, tanrı damla damla değil de toz ve gaz bulutu gibi oluştururken yağmurlarını baştan sona.. lanetlendiğimizi fark ediyorduk.. zira biz bilmeyenlerin en bilmeyeni, kimsesizlerin kimsesizi aciz gözlerimizi açıp gökyüzüne kaldırıyorduk.. o kocaman ışığın etrafında bir hale.. cennetten olsa bu kadar yakar mı diye düşünüyorduk içimizden.. ya da biz cennetlik olsak yanar mıydık ateşinden.. yanağımın kenarından bir damla süzülüyordu, kafamı önüme eğdim ki yapılacak bir şey yoktu.. ışığa uzunca bakan gözlerin kör olması gereği ne yeri, ne yolu, ne insanları seçebiliyordum.. beklemek gerekti.. düşünsene ışıktan sıyrılmak için bile bir süre beklemek gerekti.. ya bu beter miasmadan kurtuluş yoktuysa hakikaten? -

bu satırları okuduğunda gülümseyen dudağına hakim olamıyordu.. yani yüzü bir yana çekiyor gibi ne acayip bir ifade aldıysa böyle ağlamakla gülmek, hüzünlenmekle bir garip sevinmek arasında kendisi bile şaşırıyordu.. bu kadar çok cümleyi nasıl olmuştu da bir araya getiricek zamanı bulmuştu o sıralar hatırlayamadı.. kendiliğinden gelişen, kendiliğinden sürüklenen bir top gibi yuvarlana yuvarlana devam eden bir öyküydü belki.. pekişiyordu, pekiştiriliyordu ve bunu sağladığından kendisine pekiştireç adı dahi veriliyordu.. birileri bu filmi izlemiş, kimileri vazgeçmiş, bazıları hiç duymamıştı ya olsun kendisi baştan yazıyordu. Bu bir ‘kendi’ hikayesiydi.. masaldı bir nevi zamanında olmayan, zamanı dolup ta kucağına sığmayan bir garip ‘kendi’ masalı..

insan öyle çok kez düşünüyor ki düşünmemeyi bu kadar çok düşündüğü başka bir şey olsa belki oracıktan kalkıp ayakları üzerine, toprağa basacak, belki oradan yok olacak da başka birini doğuracak.. samimiyetin kudurduğu, gerçeklerin buram buram koktuğu bir dünyaydı orası ve tabii oraya verdiğimiz ad artık: burası. Enin de eni, beterin de beteri.. ama ya başımızı göğe kaldırdığımızda?

Gece iniyordu tıpkı o yaz olduğu gibi bu yaz da ve belki biraz daha ıslak.. öyle ki gözlerini açmakta zorluk çekiyordu ve belli ki seneye daha fena bir yaz bekliyordu onu.. o sırada kullandığı bilgisayarın çıkardığı gürültü o kadar alışıldık geldi ki ona.. iyiden iyiye batmaya başladı kulağına.. evet.. kapatıp onu en belirgin bağlantılarından, yuvarlak hatlarından çekip kütük gibi yere bırakmalıydı.. bunu yapmakta gecikmediğinden bir duş alıp yatağına yattı.. loş ışıkta gözüne her zaman ki fotoğraflar takıldı.. bir zamanlar evin içerisinde duyduğu sesler kulağına, kokular burnuna doluştu.. ne çok şey vardı anlatılacak ve pişman olunacak.. ama yoo vazgeçmeyecekti.. ve geçmedi tabii :

o zamanlar kendime üçüncü tekil olamamış, adımı soyunup özümü sunmamıştım elinize.. herşey çok daha uzak, çok daha parçalanmıştı belki.. emin olmayı ise işte tam o sıra bırakmıştım.. ve annem yanımdaydı, babam sabaha karşı geliyordu, kardeşimin sesi çıkmıyordu.. hiç.. kadının biri "ölüyorum, annem bana hiç kızmıyor" diyordu.. di'li geçmiş zaman takdim tehir yapıyordu kendliğinden.. hiç bir zaman düz cümle kuramıyordum.. edilip evrilmeye yeni, hızlandırılmış kurlarımıza kayıtlarımız seri başlamıştı.. çok şükürdü, henüz haberimiz yoktu o belalı sözleri işiteceğimizden..

2007-07-03

bitmeyen haziran gibi.. gün başladığında hazırım.. yamacımdaki pencereden rüzgar esiyor bile.. kısacası istersem meydan okurum.. istersem içini dışına çıkarırım kör talihin.. kudretimden dizlerinin bağı çözülür tümnevi mahluklatın.. ve yalan dahi olsa inanmanızı tercih ederim tümüne.. şimdi arkya doğru ilerleyelim.. içimiz karardı..

2007-07-02

walls after walls / Valeh

mutlu olmaya uğraşırken düşünülmeyen tek şey neyle ya da nasıl sorusunu sormak sanırım.. hani "hayatım boyunca hep sevmediğim elbisler giydim" demeden mi gideceksin kucağına sende önce gidenlerin? avuntu hepsi.. hepi topu bir yalan insan.. bilebildiği duyumsayabildikleriyle sınırlı, aklı hiç görmediği engin denizlerin hayalinde..

ben bir düş gördüm.. aklımda uçuşan pembe çiçekler.. yeşiller arasından.. onları bir ben gördüm bir yanımdan geçen kelebek.. kan ter içinde oradan oraya konmaya çalışırken bir güzel, bir serin, bir bilindik esinti duydu aciz bedenim... etimden bir damla yere damladı.. cümleler kısaldı.. zaman daraldı.. "yani sen" dedim "bir başkasını da böyle sarmış mıydın? bir önceki durakta herhangi bir insanın saçlarını okşamıştın öyle mi?" ses çıkarmadan durdu karşımda.. boynunu bir garip eğdi ki bildiğim her dili konuşuyordum.. bildiğim her dilde anlatıyodum meramımı.. anlayabilecek bir o kalmıştı sanki dünya üzerinde ya da biz dünya üzerinde ikamet etmiyorduk.. bu nasıl lütuf? bu nasıl küfür?

unut.. görmediğin denizleri.. ezberlediğin isimleri.. tüm dilleri.. kökleri.. yörükleri... uçan balonları.. söylediğin şarkıları.. okuduğun kitapları.. şiirleri.. edip cansever'i.. oğus atay'ı.. turgut uyar'ı.. Hank'i.. eski dostları.. kayıp günlükleri.. esir günleri.. bu şarkıyı.. bu çalan.. olağanın da üzerinde şarkıyı.. bir diğerini.. yanından geçen kadını.. önümde duran adamı.. aklıma kazınan yüzleri.. suretlerine suret eklediğim sesleri.. en önemlisi insalarını.. kendi.. biricik.. insanlarını.. arkanda bırakırken kalbinle ciğerin, ayağınla toprak arasına sıkışan bir kocaman acı.. o acıyı.. hepsini bırak çünkü bu bahsettikleri bizim bildiğimiz bir yer değil, bu anlattıkları bizim bildiğimiz hayat değil.. 'başka türlü birşey'.. çok başka..

yüzünü yüzüme kazıdım.. başka yolu yok.