ben, kendim ve bir bilinmeyenli denklem arasında küçük ufak dahi olsa bir yanı bilinebilir bir cümle düşecek.. birinden ayrılmak ve uzaklaşmak belki.. bilmediğin bir yere doğru kaçmak gibi birşey değil ki bu gitmek dediğiniz.. ne yazık ki.. bir ateş, bir sigara yaktımmı geçmişe uzanıyor dumanı.. kollarıyla sarmalanan kayıp bir çocuk buluyorum.. omuzu biraz düşük, sesi kısık.. ve tabi sözü kayıp.
saçlarını tarıyordu.. kalan, beyaz saçlarını tarıyordu.. buruşmuş, damarları yüzeyde beklediği randevunun umuduyla kuvvet bulan elleri, gözleri, nefesi.. bir atımlık.. bir adımlık yolda..
korkuyorum.. üşüyorum.. söylemek istediğim bunca şeyi mecalim olmadığından sıkıştırıp, anlaşılmayan bir tomar gibi bıraktığımdan ortalık yere.. beklemiyorum da artık.. "anlaşılmak değil mi ki ya kimsenin olamaz" en belirgin hata bilincin bildirici tavrında.. vazgeçmeyi göze alamıyorum.. kısacası tekrara meyil ediyor, umudun omuzuna vuruyorum.. yine gel diyorum eski arkadaşım.. zira senden başkası yok.. eskiden kalan..
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-06-18
hadi siktir
gereksiz yere tedirginim.. karnımın içinde dolanan bir yanık kokusu, bir keskin ama gereksiz acı.. huzursuzum.. birileri benden vagzeçiyormuş gibi.. oysa ki bu tamamen benim uydurmam belki.. canım sıkkın kısacası.. canımı sıkıp suyunu çıkarmadan durmalıyım.. birileri kendi yerlerinin dolmaz, birileri kendi yerlerini olmaz düşünürken; herkes vazgeçilebilecek kadar kolay sıyrılır herkeslerin hayatından.. herkes herkesin hayatında bir küçük sivilce.. sıksam içimiz iltahap, irin.. gelip yerimi alcağım yine.. gidişimin bırakmadığı izi gelişimde ellerimle açacağım.. bu bıçak keskin.. bu hayat benim.. sürekli bu şarkıyı dinliyorsam bunun sebebi tanıdığım çoğunun kaltak olmasıdır.. herkes kendini sıyırsın beni uğraştırmayın.. hadi.. hadi canım..
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-06-14
olasılık hesabıyla bir iğdeli pusula
ellerimi duvara yasladım.. kum yığmışlar gibi avuçlarımın içine yer etti taneleri.. içine göçen kabuğunu düzeltip yerli yerinde bıraktım.. zira benim yenisini yapacak ne vaktim ne de gücüm vardı.. hem üç tane kelimeden korkup arkasına saklanacak bir yer her zaman lazım olurdu.. oysa bu gece nefes almakta zorlanıyorum.. nefesim kendine yetmiyorken benden ne bekliyor ki? tamam olmayı mı? görüyorum.. hatta görünüyor kendiliğinden ses uzaklaştıkça.. yüz tanıdıklaştıkça.. isim unutuldukça.. kendiliğinden çıkıyor yüzeye.. tuz oranından olsa gerek, belli ki çok ağlamışım.. ya da o -mış.. bu akşam bir sonrakine oranla daha az üşüyorum sanırım.. yaz, gün geçtikçe yaklaşıyor.. ötesine geçiyor hatta sıcak alıyoruz sıklıkla.. etlerimiz yapış yapış; nemden bir yağmur yağıyor üzerimize (ve hayır kuş geçmiyor tepemizden).. ya da yağdı yağacak.. ne çok seçenek sunuyorum size.. ya öyle.. ya da böyle.. belki de hiçbiri.. seslenmeyi öğrendiğimden belki.. belki hatalı varoluşumdan, hatta -umuzdan, vazgeçtiğimizden veya daha yeni başladığımızdan.. iktidarsız gençliğimizi 'kırmızı-kahverengi' günler düzdüğünden belki.. o kadar çok ki say say bitmiyor olasılık hediyesi aklımın..
nasıl desem; bugün burada size bir şey hediye ediyorum.. öyle bir şey ki aklınızın kırışıklığını dümdüz edecek.. kollarınızdan tutup olduğunuz yerden kaldıracak (nereye bırakır bilemem) .. adım adım yürüyecek nefesinize.. kana karıştığında ise etkisi öyle kalıcı olacak ki.. bir daha hiç içmeyeceğiz.. sizinle.. biz.. ihtimalin çocuklarını eğiteceğiz.. ve fakat inanmadığımızdan insanın eğitilebilecek bir hayvan olduğuna, yalnız besleyeceğiz.. belki bir pusula tutuşturup elcağızına: 'işte şimdi duyduğun iğde kokusu varya, onu takip et' diyeceğiz.. en sakin cahilliğimle bir fansızca şarkı söyleyeceğim sonra.. denizlerden aşkın.. hayat dolacağız; boyunlarda şah, derinlerde mat olacağız.. yollarımızı ayırıp başka bir sizli bizli diyara doğru ilerleyeceksek dahi, baki kalan çocuklarımız olacak.. sizin ve benim.. elcağızına bir yalnız pusula verip kaybolmayı öğrettiğimiz çocuklarımız.. bulunmayacaklar.. zira başka türlüsü halen bilinmiyor tarafımızdan.. edilip, evriliyoruz.. ellerimde hiç geçmeyen, hani avcunuzu kuma basarsınız ya minik minik yuvarlaklar sokulurlar elinizin ayasına, öyle sıkı sarılırlar ki ait olmak hevesinde, izleri kalır.. işte o izlerden.. hiç bir halükarda geçmeyecekse de, ben o duvarı yıksaydım bunların hiç biri olmayacaktı.. belki..
"Soon this space will be too small.. And I'll go oustide.. To the huge illside, Where the wild winds blow, And the cold stars shine..
I'll put my foot On the living road And be carried from here To the heart of the world
I'll be strong as a ship, And wise as a wale.. And I'll say the three words, That will save us all And I'll say the three words, That will save us all
Soon this space will be too small, And I'll laugh so hard.. That the walls cave in!
The I'll die three times, And be born again In a little box With a golden key.. And a flying fish Will set me free..
Soon this space will be too small.. All my veins and bones Will be burned to dust, You can throw me into A black iron pot, And my dust will tell What my flesh would not..
Soon this space will be too small And I'll go oustide "**
** Lhasa de Sela - Soon this space will be too small (sağda mevcut)
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-06-13
öz'leşim / son durakta yolcu kalmasın
bir zaman bilenler şimdi unutmuş ve umurlarını aldırmış, fileto şeklinde tezgahın üzerinde yatıyor.. aslında şimdilerde kimse bilmiyor.. şimdilerde herkes ve her kim ve sen dediğim ikinci tekiller ve ben ve diğerleri ve O ardından öteki.. ışığı yakıyorum ortalık karanlık.. ışığı açıyorum ortalık karanlık.. dünya kuruyorum toz ve gaz bulutum hazır.. puuf dağıldı elimdeki kum taneleri.. hüüf uzaklaştı önüme düşen tüy (kimbilir hangi kuşun bilmem hangi yerinden kopmuş veyahut -ırılmış) savrula savrula.. hani onlar bir düz istikamet tutturamaz ya, inerken yere bir sağa bir sola yalpa.. ve tabi poof tüm güzel insanların kalbi patladı desem, çizgi karakterlerin başına gelenler gibi hayali bir şeyden bahsetmediğimi inatla söylesem.. akabinde pıır uçuverdi desem.. ama bunu kıvırcık saçlı herhangi biri şarkı yapmasa..
dünyada herşeyle bağını koparmış ve sadece 55 yaş sınırında gezinen bir bezgin gibi, oturduğum yerden kalkmadan (sanki popom kocaman, sanki benim yağlarım yerlere damlarmış, çirkin ve ucube, azami derecede kaçık.. mışım.. mışız.. ) böylece hayatımı sürdürme hakkımı kullanabilirim istersem, ama yok.. sözüm ağızdan çıktımı varolmaktan vazgeçtiğinden.. işler hep tersine işlediğinden.. sen, ben ya da her kimse yok olduğundan. yine tersine döndürüp koy diyorum kaderin kalçasına bir şaplak.. uğur polat vurgusu diye birşey var bahsetmedim hiç sanırım.. ama olsun o var.. gördüm de duydum da vuruldumdu bir zaman edip cansever tutkusuna.. velhasılıkelam bu vurgu ve tutku sarmaşık giib bacaklarımdan yukarı, oradan içime taa uçlara.. sonrasında size, sana, bana ve her kime ilerliyor.. ben sana, sen zamana aksediyorsun ey ademin evladı.. ve bu söylediklerim ancak o zaman hayat bulacak belki.. su yüzüne çıkan insan sureti gibi (hıııı) nefes alacaksın derinden, sonra vereceksin tabi (ııııh) derinden.. bu sana verdiğim hangi çocuğum cilvesi bol, pür neşe rabbim.. ki sen zamanın ta kendisisin ve ben yokum.. ki sen ruhuma üflersin ve ben kayıbım..
şşş.. müziğin sesini biraz kısın ki uyanmasın güzel rüylarından bir güzel yüz.. belki o sırada memnuniyetten yanakları büzüşür, ağzı kulaklarına yanaşır, sakalları kendine batar.. bir küçük yüz.. nedeni belirsiz bir mutlulukla göz kırpar bana, sabah kucağına alır küçücük ellerinden tutar memnuniyetle.. zaten.. ama (yine) yok bunu söylersem tersine alabora olmasın esmer güzeli.. şşş... cümlelerinizin eteklerini kaldırın, küçük şeylerini saklayın, sesinizi çıkarmayın.. utancımı kapının önünde, paspasın altında bulabilir ancak kapıyı bununla açmaya çalışırsanız yanılabilirsiniz.. bilin ki biraz uğraşmanız gerekecek.. kurcuk kurcuk kurcuklayıp kapıyı, burum burum burmalısınız saçlarınızı.. bu kapı size - artık - ka - pa - lı .. umrumda (belki) insan canlısı, dost sever, hayata küser, kolları açık, elleri kapalı, kalbi açık, sevdası yaralı.. ama çok geçin de geçi belki şimdi.. ve belki kimse olduğu gibi, her kim durduğu gibi değil.. bundandır vazgeçtim epeydir konuşmaktan.. hissedemiyorum diye çırpınırken düşündüm de 'his benim'.. ta kendisi olduğum bir şeyin idrakında güçlü çekiyorsam bu benimle benim arama çektiğim ince duvar.. şefaf duvar.. kaygan duvar.. vıcık vıcık duvardan olabilir en çok.. ve diğerleri üzülürken üzüntülerini yanak içlerine sıkıştırıp gülmek apse yapıyorsa hissiyatlarımda, hep yekün püskürürüm.. ouv evet bebeğim.. ben kişi'sel bir köpeğim..
yani bu sizinle benim, benimle onların, onlar ve diğerlerinin arasındaki sıradanın en tepesindeki bir sorunken; ben onu ellerimle büyütüp (ir ir ir), tokatı basıyorum.. ağzımda bir ilaç tadı.. bir süredir burnumdan nefes almayı bırakmışım.. ama içimde kocaman denizler, ellerimle çalıyorum yaşayışı.. pianodan çıkan seslere eşlik ederken düşünüyorumda bu da benim çalgım mı yoksa? bu kadar çok değebilir mi cana.. candan tene.. tenden dudağa.. varolabilir mi, bu kadar gerçek, o kadar gerçek.. söylediği kadar büyük.. duyduğum kadar yüksek.. bir varmış bir darmış kıssadan hissesi.. fiyatları hızla düşüyorken.. ve umudun gramajını çekiyorken aşağı bu kahpe fırıncı kalfaları (neyine böyle gevşek gevşek gülüyorsa karşımda).. nerede bu devlet? nerede bu insanlar?
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-06-10
"bir otelde sizin adınız"
şu sağdaki kutuda şimdilik üstte duran parçaya tıklıyorsunuz.. yavaşça çalıyor.. iyi..
edip cansever'den doğru esiyor sıklıkla:
"giriniz giriniz, giriniz elbette, tam zamanında geldiniz sardunyalar sardunyalara akarken günler tane tane günlerimize sarkarken iç içe geçmiş bardaklar gibi dış dışa geçmiş kolyeler gibi odalardan odalara bakışımlı aşk ışıklı sürahiler gibi günler günlerimize tane tane damlarken diyorum bir kuşluk vaktinin sarı solgun söylemiyle düşlerde görülen bir başkasının düşünden neden olmasın siz de geçiniz.
geçiniz geçiniz, geçiniz üstelik tam zamanında geldiniz - az önce, biraz sonra ve şimdi - yani vakitlerden bir dokunma vakti ne güzel, hep birden çıkageldiniz.
iyi yaptınız, doğrusu çok iyi yaptınız siz sayın bayanlar, sayın baylar değil mi bundan böyle bir otel de sizin adınız."
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-06-07
itiraf değil iftira
Dinliyorum, dinliyorum bitmiyor.. sonra bi daha başa alıyorum.. hop bir daha dinliyorum.. bitiyorum.. elim ayağım kesiliyor.. ne söylemez dilim, ne durmaz yüreğim varmış.. diyeceğim, yanlış sapaktan mı dönüyoruz paso? yoksa yön duygumuzu evde mi unuttuk? kayıbım ve başka türlüsünü bilmiyorum.. bir öğreten olur mu? olur ya..
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-06-01
yok olmak üzerine
iki gün sonra diyelim ki ben yoktum.. kucaklarında umutları, genç kadınlar eteklerini sıyırmışlar aşiftelik olsun diye.. kollarında bilmemkaç ayar sevdalı, gözleri sürmeli, elleri kolları dolu.. hani olur ya.. bir miktar saat sonra diyelim ki ben yoktum.. okuduğum kitaplar kurtlanmış.. söylediğim sözler sahiplenilmiş.. zaten yokmuşum.. olmamışım gibi bir gün doğmuş.. sanki benim saçlarıma rüzgar takılırmış zamanın birinde.. ellerim bir yüz ararmış.. kahverengilerinden ışıklar geçermiş.. adam seçer, güzel severmişim.. de işte hani şimdi yoktum, kalem kağıt üzerine gölgem düşmüyormuş.. bir cesaret yarını cebime koyup haymana ovasının ortasında bu genç yaşımda, sabahı çekmişim içime.. binbir türlü çiçek açmış toprağım..
demem o ki; hay bu gece aklıma yokoluşu sokanın?
" kaç yaş yaşadı umutlar uçup gittiğinde girdiğim yas törenleri sahiden girdim mi?
yüzdeye vurunca kaçta kaç sevinç acılar içinde sahiden sevdim mi?
görür gözüm görmezden bilir usum bilmez gibi aldanıp al kumaşları sahiden giydim mi?
mızrak batımı kar mutsuzluk ovalarında aradım, savaştım sahiden buldum mu?
yere dikili gözler baktım bir yerde yukarı yukarda - - sahiden gördüm mü?"**
**B. Necatigil - balbal** köşeden annaneme göz kırparım.