2007-06-14

olasılık hesabıyla bir iğdeli pusula

ellerimi duvara yasladım.. kum yığmışlar gibi avuçlarımın içine yer etti taneleri.. içine göçen kabuğunu düzeltip yerli yerinde bıraktım.. zira benim yenisini yapacak ne vaktim ne de gücüm vardı.. hem üç tane kelimeden korkup arkasına saklanacak bir yer her zaman lazım olurdu.. oysa bu gece nefes almakta zorlanıyorum.. nefesim kendine yetmiyorken benden ne bekliyor ki? tamam olmayı mı? görüyorum.. hatta görünüyor kendiliğinden ses uzaklaştıkça.. yüz tanıdıklaştıkça.. isim unutuldukça.. kendiliğinden çıkıyor yüzeye.. tuz oranından olsa gerek, belli ki çok ağlamışım.. ya da o -mış.. bu akşam bir sonrakine oranla daha az üşüyorum sanırım.. yaz, gün geçtikçe yaklaşıyor.. ötesine geçiyor hatta sıcak alıyoruz sıklıkla.. etlerimiz yapış yapış; nemden bir yağmur yağıyor üzerimize (ve hayır kuş geçmiyor tepemizden).. ya da yağdı yağacak.. ne çok seçenek sunuyorum size.. ya öyle.. ya da böyle.. belki de hiçbiri.. seslenmeyi öğrendiğimden belki.. belki hatalı varoluşumdan, hatta -umuzdan, vazgeçtiğimizden veya daha yeni başladığımızdan.. iktidarsız gençliğimizi 'kırmızı-kahverengi' günler düzdüğünden belki.. o kadar çok ki say say bitmiyor olasılık hediyesi aklımın..

nasıl desem; bugün burada size bir şey hediye ediyorum.. öyle bir şey ki aklınızın kırışıklığını dümdüz edecek.. kollarınızdan tutup olduğunuz yerden kaldıracak (nereye bırakır bilemem) .. adım adım yürüyecek nefesinize.. kana karıştığında ise etkisi öyle kalıcı olacak ki.. bir daha hiç içmeyeceğiz.. sizinle.. biz.. ihtimalin çocuklarını eğiteceğiz.. ve fakat inanmadığımızdan insanın eğitilebilecek bir hayvan olduğuna, yalnız besleyeceğiz.. belki bir pusula tutuşturup elcağızına: 'işte şimdi duyduğun iğde kokusu varya, onu takip et' diyeceğiz.. en sakin cahilliğimle bir fansızca şarkı söyleyeceğim sonra.. denizlerden aşkın.. hayat dolacağız; boyunlarda şah, derinlerde mat olacağız.. yollarımızı ayırıp başka bir sizli bizli diyara doğru ilerleyeceksek dahi, baki kalan çocuklarımız olacak.. sizin ve benim.. elcağızına bir yalnız pusula verip kaybolmayı öğrettiğimiz çocuklarımız.. bulunmayacaklar.. zira başka türlüsü halen bilinmiyor tarafımızdan.. edilip, evriliyoruz.. ellerimde hiç geçmeyen, hani avcunuzu kuma basarsınız ya minik minik yuvarlaklar sokulurlar elinizin ayasına, öyle sıkı sarılırlar ki ait olmak hevesinde, izleri kalır.. işte o izlerden.. hiç bir halükarda geçmeyecekse de, ben o duvarı yıksaydım bunların hiç biri olmayacaktı.. belki..

"Soon this space will be too small.. And I'll go oustide..
To the huge illside, Where the wild winds blow, And the cold stars shine..

I'll put my foot On the living road And be carried from here To the heart of the world

I'll be strong as a ship, And wise as a wale..
And I'll say the three words, That will save us all
And I'll say the three words, That will save us all

Soon this space will be too small, And I'll laugh so hard..
That the walls cave in!

The I'll die three times, And be born again In a little box With a golden key..
And a flying fish Will set me free..

Soon this space will be too small..
All my veins and bones Will be burned to dust,
You can throw me into A black iron pot,
And my dust will tell What my flesh would not..

Soon this space will be too small
And I'll go oustide
"**


** Lhasa de Sela - Soon this space will be too small (sağda mevcut)


Blog dizaynı
Fantastik bir akıl oyunudur


Kullanılan fotoğraf bir Zuhal Koçan çalışmasıdır

<--
Get your own Box.net widget and share anywhere! -->