Madem yorum yazamıyorum 14 nisandan beri, ben de mektup yaziim dedim (Böyle şirin şirin konuşunca kolumu çimdiklemeni bole kafamı kolunun altına sıkıştırmanı da özledim bu arada). Bir hafta oldu istanbul’dan döneli ama yine penceremden kar geliyor, hem de sırf özlemekten değil seni, annemleri, bir de yalnız hissetmekten, yani kalabalıklara kapadım pencerelerimi. Ders, staj, fotograf kursu, bundan ibaret hayatım, son zamanlarda hayatıma yine bir hücum olmuştu (obje olarak yalnız değilim yani tamamen öznel bir olay), onlara da şimdi gösteriyorum içerisinin ne kadar soğuk olduğunu ki çıksınlar dışarı. Bunu yapmak da hoş bir şey değil, ama içerisi kalabalık olunca gürültü oluyor, kafam kaldırmıyor Bubu. Bir de bu kalabalıklar senin dediğin “hiç gelmemiş, hiç gitmemiş, hiç duymamış, söylememiş” hatta hiç gelmeyecek olanın varlığını daha da çok hissettiriyor, daralıyorum. Senin dediğin sıçrayan ya da sabit lağım fareleri için de başucumda sarımsak bulunduruyorum (ya da o başka bir şey için miydi?). Hep aynı şeyler dimi Bubu, niye konuşuyorum ki, nedir yani içimde tutamadığım yorumum? Hiç.. Seviniyorum belki buraya koyunca birkaçını beynimde yer açılır diye yeni düşüncelere, ondandır, sırf bir kısır döngüyü kırma çabası.
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-04-28
Kyrie Eleyson
hep aynı şeyler tekrarlanıyor.. şu kadarcık insanım.. ve saçlarım dalgalıdır aslında.. adeta kıvırcık.. komple feyk ekaunt bu sizin sandığınız.. bakın efendim ben şöyleyim böyleyim diyemediğimden şimdi şöyle böyleyim.. nasıl anlatsam.. ya da nasıl sussam da anlasanız bu ortalama insanın ortalama hayatlardan korktuğunu da bir türlü yediremediğini kendine, çabaladığını bir nevi çırpındığını.. tekrardan başka diyecek yok, belki başkalarını ağzından bi kaç cümle yalnız kaldı aklımda: "yazan kişi hep bir anlatmak çabası içindedir.. ama hep utangaç bir tavırla.. neden anlatmak zorunda, neden yazmak zorunda olduğunu anlatmaktan.." vazegeçemez.. 'ben böyle oldum, lanetledi tanrı küçücük bebeğini.. kollarından bırakırken yeryüzüne.. elini bıraktığında ona yürümeyi öğretmeyi unutmuş muydu, yoksa kendiliğinden mi düşecekti yüzükoyun?' diye çoğalttığım cümleler kurdular adeta destek.. adeta sesleniş.. korkma diyemediler ne yazık.. bir yandan da korkulacak o kadar şey varken hayatta.. yalan söylemeye tenezzül etmediler pek tabi.. ne güzel.. ne mutlu.. sonra devam etti diğeri: "ben ne yazacağımı bilsem yazar mıyım? hayır.. ne yazacağımı merak ettiğimden yazıyorum zaten.." sonra bir baba oluşu, bir koca oluşu ve sonra ne yazık ki olamayışı, hayatın çemberinde dönerken sürekli takılıverdiği bir yerlerinin sivri kenarlara, kapı kollarına.. geçmeyen bir sıkıntı gibi, hissetmenin yükünü kendi dediğine göre 'seçilmişliğin' yükü omuzlarında, o yükün altında, onun kollarında, onun düşmanlığıyla, onun aşkıyla yaşamanın sıkıntısı.. bir akşam üstü şair olmuş da bir gece seneca.. sonrası garip bir tesadüfler zinciri belki.. veya yine bir ol'a'mayışın methiyesi düzülecek sonrasında.. tarafımdan.
Davet*
zifirî bir mağara tabu bu mekân uzaklaş ki yaklaş tabut tabu tabu tabut uçsuz bu mağara gir bak karanlık göz kamaştıracak yaklaş gözbebeğine h/içe dönük her çözüm düğüm her yol tuzak uzak yakındır yakın uzak
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-04-18
tanıdık seslerle gelin
anlatılan masal değil.. midemin içerisinde dönüp duran küçük bir sızı.. neden olduğu belirsiz bir bulantı.. hani o çok bilindik, herkeslerin yapabilirliğinin kölesi ifade biçimleriyle anlatılacak olan.. bu ve diğerleri.. benzerlerinin benzeri.. bir yalancının günlüğü.. yeni şeyler söylediğini iddia eden bir dil kaçkını.. sözlerini yutan bir hırsızın tarihçesi.. çelme takıp yanından geçen cümlelere, güne düşüren haylazın yersiz savunmaları..
sıçrayabilen lağım fareleri de var tanıdığım, uzakları kesen avcılar da.. benim de bildiğim yerler var saklanacak.. ırz düşmanı avcıların peşinden gitmek de bir seçenek, saklanmak da.. oysa mecalim yok tam ifadesiyle.. sabit fareleri izliyorum ki bu beni ne kadar, ah tanrım ne kadar da sarsacak(!) (ironik aklımı dürteyim).. velhasıl gözlerimi kapadım saklanın, diyeyim vay anasını.. ama sizi arayanın da hay anasını..
"when I say 'give me a break..' please don't break my glasses again.."
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-04-14
"o da bana ar geliyor"
uzaklığın kucağına düşüyor iki parça et.. biri bir başkanın düşüne kapılmış belki ya da duruyor öylece hiç gelmemiş, hiç gitmemiş, hiç duymamış, söylememiş.. biri hepten kayıp, hepten gurbet..
perdeleri çekiyorum odamın küçük penceresinden dünyayı görmeyeyim.. dünyayla konuşmayayım diye belki..
"çok hasretlik çektim, bağrım eziktir.."
öyle bir uzaklık düşünün ki.. gözünü değil, etini göremezsiniz, kabuğuna değemezsiniz dünyanın.. bu fani, bu harap, bu içi boşaltılmış dünyanın..
içim eziliyor.. yoğuruyorlar kalbimi sanki.. ellerinde bir ustalık.. ellerinde bir beceri ki sormayın.. durun diyesim gelmiyor.. demiyorum.
erkan oğur'un kana sızan echosundan sıyrılmadan.. boğazıma kadar batmışken çamurlara.. batmış değil aslında tam da kendi isteğimle bulanmışken.. seve seve pislenirken o diyarda.. arınırken ya da durmaksızın ve baştan aşşağı.. en bilinmedik şekilde tepeden tırnağa sarınmışken çul çaputlara.. ayağımda bir yemeni.. toprağa yüz süresi gelmez mi insanın? bulanmaz mı o çamura, kire.. gerçek olan 'tek'e? sizi başımın üstünde taşıyorum ya kimse bilmiyor bu sıralar nasıl birşeydir, nasıl bir histir, nasıl bir yaşamaktır bu sözünü ettiğim.. demem o ki bu pencereden de kar geliyor..
*ipek'e diyeceğim yoktur, kar etmez, de bir sarılasım vardır.
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-04-04
Değerli Hocam;
zorluklarından sıyrılıp, kimi zaman anlamını kaybeden amaçların ve geriye kalacak 'tek'in, en sevgilinin düşü çıkmadan akıldan.. nasıl devam edeceğimi bilemiyorum.. bu yapış yapış yumağın içinde ezilip büzülürken, bir an geliyor güneş yüzüme gülmüyorken karanlıklarda önümü göremiyorum.. "sabredin" diyorsunuz.. ama öyle zor geçiyor ki zamanlar.. ve öyle parça parça ediyor ki etlerimi.. inanın istemek bile yetmiyor yapmaya.. serüvenlerim bitmiş Severinus gibi oturmuş yatağın kenarına musaların o acıtan ezgilerini dinler buluyorum kendimi.. acıyarak.. ardından kelimleriniz beliriveriyor, sonra o kahverengi oda, kütüphanenin kenarında bir fotoğrafınız.. yıllar yıllar geçiyor sanki üzerinden sevinçlerimin.. kendi ellerimle yüzüme sürüyorumdur belki çamur olmuş toprakları.. ama olsun.. yanılıyorsam da sizin gibi yanılmış olmayı umarak devam edeceğim.. sonsuz sevgi ve saygılarımla...
çalmadan ç'alıntılamak serbesttir ve fakat, heyhat!?
2007-04-02
zamanım geldi
ipini koparan köpek gibi koşmaya başlıyorum.. az önce.. şimdi.. az sonra.. kimin, neyin sarhoşluğu belli değil.. olmadığım bir evrenin yeşil tarlasını arşınlayıp.. baştan başlayacağım..
yorgun saatler argın fısıltılar, bir günü daha devirmişiz ölü hatıralar, bir şişe şarap ve ben kadehime değmez çatlak dudaklarım, içerim şişemden.. istemem kimse yanımda dost olsa da, zaten canım çıkmış salın beni uzaklara.. bir şişe şarap ve ben kadehime değmez, çatlak dudaklarım, içerim şişemden..
hit not: parça için alperb'ye ayrıyetten ve itinayla teşekkür ederim..