"o da bana ar geliyor"
uzaklığın kucağına düşüyor iki parça et.. biri bir başkanın düşüne kapılmış belki ya da duruyor öylece hiç gelmemiş, hiç gitmemiş, hiç duymamış, söylememiş.. biri hepten kayıp, hepten gurbet..perdeleri çekiyorum odamın küçük penceresinden dünyayı görmeyeyim.. dünyayla konuşmayayım diye belki..
"çok hasretlik çektim, bağrım eziktir.."
öyle bir uzaklık düşünün ki.. gözünü değil, etini göremezsiniz, kabuğuna değemezsiniz dünyanın.. bu fani, bu harap, bu içi boşaltılmış dünyanın..
içim eziliyor.. yoğuruyorlar kalbimi sanki.. ellerinde bir ustalık.. ellerinde bir beceri ki sormayın.. durun diyesim gelmiyor.. demiyorum.
erkan oğur'un kana sızan echosundan sıyrılmadan.. boğazıma kadar batmışken çamurlara.. batmış değil aslında tam da kendi isteğimle bulanmışken.. seve seve pislenirken o diyarda.. arınırken ya da durmaksızın ve baştan aşşağı.. en bilinmedik şekilde tepeden tırnağa sarınmışken çul çaputlara.. ayağımda bir yemeni.. toprağa yüz süresi gelmez mi insanın? bulanmaz mı o çamura, kire.. gerçek olan 'tek'e? sizi başımın üstünde taşıyorum ya kimse bilmiyor bu sıralar nasıl birşeydir, nasıl bir histir, nasıl bir yaşamaktır bu sözünü ettiğim.. demem o ki bu pencereden de kar geliyor..
*ipek'e diyeceğim yoktur, kar etmez, de bir sarılasım vardır.
Bir de bayrak var penceremde elbet, zira Tandoğandan güneş doğar.