mektup
Sevgili Bubu,
Madem yorum yazamıyorum 14 nisandan beri, ben de mektup yaziim dedim (Böyle şirin şirin konuşunca kolumu çimdiklemeni bole kafamı kolunun altına sıkıştırmanı da özledim bu arada). Bir hafta oldu istanbul’dan döneli ama yine penceremden kar geliyor, hem de sırf özlemekten değil seni, annemleri, bir de yalnız hissetmekten, yani kalabalıklara kapadım pencerelerimi. Ders, staj, fotograf kursu, bundan ibaret hayatım, son zamanlarda hayatıma yine bir hücum olmuştu (obje olarak yalnız değilim yani tamamen öznel bir olay), onlara da şimdi gösteriyorum içerisinin ne kadar soğuk olduğunu ki çıksınlar dışarı. Bunu yapmak da hoş bir şey değil, ama içerisi kalabalık olunca gürültü oluyor, kafam kaldırmıyor Bubu. Bir de bu kalabalıklar senin dediğin “hiç gelmemiş, hiç gitmemiş, hiç duymamış, söylememiş” hatta hiç gelmeyecek olanın varlığını daha da çok hissettiriyor, daralıyorum. Senin dediğin sıçrayan ya da sabit lağım fareleri için de başucumda sarımsak bulunduruyorum (ya da o başka bir şey için miydi?). Hep aynı şeyler dimi Bubu, niye konuşuyorum ki, nedir yani içimde tutamadığım yorumum? Hiç.. Seviniyorum belki buraya koyunca birkaçını beynimde yer açılır diye yeni düşüncelere, ondandır, sırf bir kısır döngüyü kırma çabası.