hal bildirir midir?
kalbim.. üzerinden milyonlarca yıl geçti.. üzerimden milyarlarca damla.. akıp saçlarımın arasından omuzlarıma ardından yere damladı, benimle.. gözlerim.. bir kaç yeşil, bir kaç uzak görmek için yanıp tutuşurken.. göğsümün ortasından bir alev topu yürüdü.. şimdi elimin üzerindeki damarlar daha görünür mesela, ya da güldüğümde yüzümde daha geniş bir çukur oluşuyor.. ve ya daha tanıdık geliyorum birilerine.. daha yabancı geldiğim gibi.. yakınlaştıkça yüzünüzü seçemiyorum.. işte böyle tersine işliyor düzenim.. düzenimiz.. sizin ve benim.. gören ve duyanın.. yaşayan ve dinleyenin.. bir ben yaşıyorsam bir siz okuyorsunuz.. bir ben duyuyorsam bir siz konuşuyorsunuz.. oysa şimdi bir alev topu yürüyor diyorum saçlarımın dibinden omuzlarıma ve düşüyor sendeleyip.. üzerinden yıllar geçiyor.. büyüyor.. yayılıyor.. biliyorum..
sesim.. duvardan aksedip bana döndüğünde sağır edici olabiliyordu ya şimdilerde pek konuşmuyorum.. bakışlarımı takip edip, hareketlerimi izlemenizi tercih ediyorum.. tüm gözeneklerimden sızmasını isterdim.. hem evet, ben de bir zamanlar sevilmiştim.. 'ratio'ya akıl deyip geçmemeyi biliyordum ya yine de karştırıyordum 'cum anima mea'.. şimdiyse adamın biri "mutlu bir yaşam mı? anlamlı bir yaşam mı?" diye soruveriyor durduk yere.. oysa ben cevabımı vereli çok oldu.. ne ile değil, ne için? ya da bir diğeri için değil, ama bir başka yolla öyle mi?
güzel gözlerinizden öperim.
a.r.
kanımı çekiyorum damarlarımdan.. gecenin üzerine uzanıp ellerim yukarıda, ellerim havada.. kime neye gidiyor belli değil, basıyorum küfrü.. kalkıp sonra ayaklarım çıplak, toprağa basıyorum umutlarımı.. sonrasını düşünmeden bir olmanın yolunda, bir tek kalışın sıkıntısında, iç edicem, yutucam tüm sözleri.. ayrı ayrı..
ve
bir türlü öğrenemicem unutmayı..
"renkahenk, bolahenk ama siya siya.."
olmayan insanların aklından oluşmayan düşünceler geçer.. gerçeğin kucağına düştüğündeyse kayarak yere çakılır.. isabet olur.. zira sesini çıkarmasan da hayat durmaya devam edecek demektir.. yoksam eğer olmayışıma, varsam varoluşuma methiye düzeceğim.. evet, bu konuda elime su dökemeyeceksiniz.. he bu demek değil ki ıslanmayacağız? en kötü ihtimalle bir sahil kasabasına yerleşeceğim, ziyaretime geleceksiniz.. kaderin suyuna gitmezsek büyük dalganın yamacından geçip gidemeyeceğiz..
"-bilmez mi evvelsi yıl nasıl aldandığını!yine de başı bulutlarda ya siz ona bakın!"
günlük serzeniş
burada da yabancıyım.. eski arabamı birisi kullanıyor, ben bana ait olmayan hayalleri birilerine normal fiyatının üzerinde satıyorum.. kazıklamak niyetinden değil de hani biliyorum fazlası fena halde içine çeker insanın esir aklını.. ses kayıt cihazı almalıyım.. cümleleri tutamıyorum çünkü.. helyum yutmuş gibi izlerini kaybettiriyorlar he bir de yeni moda sesleri daha bi ince gibi..
ne yazık ki hastayım.. boğazımda bir miktar toz ve gaz bulutu.. ya da ne bileyim çokça geçmiş zaman tortusu.. naif.. boyun büker gibi.. 'tavanrasında saklı', unut dedikleri fakat üzerine hiçbir eylem uygulanamayan bir sabah ve bir gece.. ikisinin arasında ama ikisine de sarılan, sabah karşı bir hikaye anlatmalıyım..
değiştir
kolumu kaldırmaya mecalim yok yine.. en ufak harekette sendeliyorum da düşmeye meyil vermeden toparlamaya çalışıyorum kendimi.. ben sürekli çalışıyorum.. hayatın ağır işçisiyim.. bu çalan da benim şarkım.. tüm şarkıları ben söylerim.. demem o ki yine içime bükülüyor bakışlarım.. baştan başlıyorum.. her daim.. inatla.. baştan başlıyorum.. söylediğim sözler, baktığım yerler, tanıdığım insanlar hepsine hergün yeniden aynılarını yapıyorum.. yani sizi tanımış olmam birşeyi değiştirmez.. yarın başka biri olduğunuzu düşünebilirim.. benim bildiğim tek şey de bu.. bi kaç gündür sigara içmiyorum, sürekli öksürüyorum, başka biri gibi.. yani yarın olduğum yere dönmüş olmam için, bu gece çok önemli.. her gece çok önemli.. her an.. çünkü ben sığmıyorum zamana.. bu yazdığımı günlerdir düşünüyorum ama düşündüğüm cümleleri yazmıyorum.. değiştiriyorum.. her an.. benim annem deniz , ben bir damla su.. taşmayı bekliyorum...
bunları size söylemeye karar verdiğim gün, uykularımı çaldı biri.. ara ara içimden geçiyor.. nasıl desem rüzgarlar geçiyor içimden.. vazgeçmek demiştim ya size.. evet vazgeçtim ve şimdi özgürüm.. bir de kendimi salıversem gökyüzüne tamamım.. zamanı kucakladım.. zamanı sırtladım.. iç ettim.. haberiniz olsun..
sızıdan gün doğar
lambaya püf dedim.. gözlerime dumanı süzüldü.. ellerim, kollarım hareketsiz.. öylece kalakaldım odanın karanlığında.. durduk yere birikmiş bir yığın, bir tomar, iki avucu kadar kelime.. dilimin ucunda ha söyledim, ha söyleyeceğim.. olmaz.. beş para etmez bir tomar kil dolmuş benim genzime.. her duygu, her hissiyat, her .. biri sönen lambadan sızan duman yüzünden şimdi gözlerimden akıyormuş sanki, yanağımın kenarından dudağıma, -na gecenin.. asıl o taşımalı bir başkası olmanın bilincini yüreğinde.. taşımalı ki ayrılsın günden, ya bilmez geceyi gündüzü, kör kuşları sokağın.. anasının kucağından zorla yere bırakılan bebeler gibi, emekleye emekleye ulaşamadığım uzakların hesabını yapsam.. dinler misiniz bu gece de size ruhu göğüs kafesinde kor yanan bir kadının eli böğründe, eli döşünde, açıpta çıkarışını anlatsam, varını yoğunu? hiç saklamamış olduğundan gururla serip ayaklar altına, sonra kimsenin basmasına izin vermeden kırıp tüm camları, üzerine yürüdüğünden.. veyahut durduğundan sabaha kadar bir küçük yatağın ucunda, ışığı özleyerek bir sabahı beklemenin nasıl bir umut büyüttüğünden bahsetsem.. denizin kıyısından, kuru çamur yoldan, buradan, ateşin isinde yürüyüp kendiliğinden uzaklaşan, kendinden uzaklaşan, dışarıdan bir türkü söylesem size.. şimdi baktığım yeşilin ucunu denize bağlayan şehrime arkamı dönsem, bir dizi hikayeden yalnız birini seçip sakladığımda gözlerime ışığı süzülmese, dumanı yüreğimde.. lambaya püf dedim canımdan can, nefesimden çıplak ayaklı çocuklar yürüdü.. bu baktığım yeşilliğin, daracık aklıma sokulan uzunca soluklarından.. diyorum ya vazgeçsem şimdi.. tam zamanıdır.. her birinden vazgeçsem şimdi.. tam zamanıdır..
buğu
sabah üzerime çökmüş gibi.. neden bilinmez arkasında bıraktığı günü unutturmuş gece.. ve bir sonrakine devretmiş ikramiyeyi.. bu gece.. bir sonraki.. bilemedim tarifi nasıldır bu içime çöreklenen bir avuç kum tanesinin.. hissiyata vurduğumda, televizyonda karıncalar yürüyor görüntüyü seçemiyoruz.. mühim değil.. napalım deyip kafamı içeri çekiyorum.. evim sırtımda korkuyorum.. oysa kor ateşler üzerinde yürüdüm, ayaklarımın altı nasır.. içimde yanan bir tutam ökse otu.. bir tarafım '
haftalık resimler görüp bacaklanmış', diğer yanım '
takvimler değiştirilirken bir günü daha yitirmiş.. bir kent ölümünün denizine kayan dragoman'.. bir nevi yabancı çoban.. hal bu ki aleni.. aşikar.. uzuncadır çiçeklenip duruyorum gülüşüne.. hem o iyi bilir, rüzgarın şiddetine göre tükürük okkalamayı.. alnının çatısına koydumu elini güneşin, atlas gelmiş sırtına almış sanırsın ruhunu.. evren kadar ağır, evren kadar kasvetli ruhunu.. kahır tellerinden araba yapmış ya kendine, onu sürüp dururken evinin arka sokağında.. yokuş aşağı bırakmış hayallerini de.. her ikisinden vazgeçmek gerekirmiş öğrenmişte yapamıyor ki insan hepsini bir anda.. huzura ulaşma çabasında ayağı tökezlerken, "hadi be koçum!" diye bağırıyorum arkasından.. "hadi be aslansın! kodumun yokuşundan sen mi çıkamayacaksın?"
gönlüm ninaninanınay..
Assassin's Tango
bir dalga boyunda adamlar etrafımda dansediyor.. kara gözleri ala çalıyor.. ellerimi saklamışım arkamda sanki suçum varmış.. sanki yalanmışım.. korktuğumu bilmişim şimdiki gibi.. kendimi bilmişim ya ondan kapamışım gözlerimi.. ne yapabileceğimi ya da ne yapamayacağımı bildiğim gibi.. uzanıyorum evimin önüne.. kollarım.. saklamışım.. ama yok! bu sefer döngüyü kırıp uzatacağım ayaklarımı.. açacağım kollarımı da.. kafamın altında birleştirip ellerimi; izleyeceğim geçen gemileri, onlarla gelişini.. söylediğim cümleleri ve onların omuzlarından tutup kaçırışını seni.. uzaklardan buralara, buralardan uzaklara.. bilmem ki önemli midir? her an yanında olmak birinin.. buradayım ya.. buradasın.. hepsi bu.
ahırkapı hıdırellez şenlikleri '07
uzunca zamandır bahsedilen hani böyle atıp sırtına çantanı gitmelerin kor ateşine verilen odundur bu.. ateşi içinizi kavururken.. aklınızda bir gitmek düşüncesi.. yalnız özendiğinizden değil.. öyle görmüş olmaktan.. öyle bilmekten, başkasını bilmemekten sanki.. benden anlatsam.. olmayan, henüz olamayan.. özden.. doğdum ya, şarkımı söylerken bu boynumun sağında şişen damarlarımda.. kara gözlerimde yürür diyorum çocuklarım.. çingenelerim sokaklarda çıplak koşarken.. düştüklerinde kaldırmayacağım onları.. ki düşmeyi öğrensinler.. soracağım sonra; sana kim düşmeyeceğini söyledi ki? düş annem.. düş ki büyüyesin.. hiyeeeyt!
kilit not: soldaki kulağı delik oğlan çocuğu benimkisi?
"son durak uçurum"
göremeyeceğim kadar uzak bir noktada ikamet ediyor üç hane sınırını aşan sayılar.. herkesten uzak bir yerde.. böyle başlayan kaç cümlem oldu acaba.. her neyse.. anlatacağım bişey yok.. öylesine sayıklayacağım heralde yine.. değişikliğe kapamış pencerelerini gibi hayat.. bu yakada havalar hiç değişmiyor.. bu yakada gündüzler 6, geceler 6 ay.. kapalıyız.. daimi süreçte kilitli kapılarımız.. her daim cuma namazındayız.. anam babam belli.. he babam, yani ben bunu iyi bellemişim.. çıkarmam aklımdan.. nefret ve kibirin çocuğuyum.. olmayanla varedemeyenin.. kısırla döngünün.. . yetimim, piçim.. terbiyesiz, ağzı bozuğum.. birebir tanımlanabiliyorken anası belli babası belli.. ben buralarda perişan.. monoton hayatımdan ödün vermiyorum.. vallahi pesim.. hayret bu nasıl işim.. yeri geldimi, siz kimsiniz asıl ben rezilim.. bacağımı uzun süre kıvırdığımda mesela.. hani mesela.. doğrultması zor olur.. ayağa kalkamadığımdan ya hep oturur, ya çömelir içine sıçarım hayatın.. haberiniz olsun.. komple ırz düşmanı olsam derim sık sık.. fütursuz paralasam, parça pinçik yolsam etlerini elalemin canım ruhlarının.. ama yok.. oturur kendi saçımı başımı yolarım.. velhasıl ben böyle sürecin anasını satarım.. bitmez süreç.. o kadar zaman.. he ya, o kadar zamandır faili belli, sabit ve dahi bellenmiş bir kin büyüyor içimde.. benim dünyam bana.. ben bilirim tıpkı sizin bilemediğiniz gibi.. sizi bilemediğim gibi ya da.. vazgeçerim.. kanıksanmış.. geçmeyecek.. kocaman.. bir.. sayesinde yutkunamadığıma göre susamışım.. nefes alamadığıma göre ölüyüm.. ve dilerim çürümeden gömülürüm..
ama çok güzel kumaşlar aldım pazardan eteklik, pantolonluk.. yazın giyilir tiril tiril?
Mor külhani
1. Şiirimiz karadır abiler
Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir
Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler
2. Şiirimiz her işi yapar abiler
Valde Atik`te Eski Şair Çıkmazı`nda oturur
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir
Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler
3. Şiirimiz gül kurutur abiler
Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın
Taşınmaz kum taşır manavlarla Karabiga`ya kaçan
Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir
Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler.
4. Şiirimiz erkek emzirir abiler
İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir.
Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler
5. Şiirimiz mor külhanidir abiler
Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.
Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler
6. Şiirimiz kentten içeridir abiler
Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla
Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?
Devlet ve Tabiat ya da Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler - Ece Ayhan