buğu
sabah üzerime çökmüş gibi.. neden bilinmez arkasında bıraktığı günü unutturmuş gece.. ve bir sonrakine devretmiş ikramiyeyi.. bu gece.. bir sonraki.. bilemedim tarifi nasıldır bu içime çöreklenen bir avuç kum tanesinin.. hissiyata vurduğumda, televizyonda karıncalar yürüyor görüntüyü seçemiyoruz.. mühim değil.. napalım deyip kafamı içeri çekiyorum.. evim sırtımda korkuyorum.. oysa kor ateşler üzerinde yürüdüm, ayaklarımın altı nasır.. içimde yanan bir tutam ökse otu.. bir tarafım 'haftalık resimler görüp bacaklanmış', diğer yanım 'takvimler değiştirilirken bir günü daha yitirmiş.. bir kent ölümünün denizine kayan dragoman'.. bir nevi yabancı çoban.. hal bu ki aleni.. aşikar.. uzuncadır çiçeklenip duruyorum gülüşüne.. hem o iyi bilir, rüzgarın şiddetine göre tükürük okkalamayı.. alnının çatısına koydumu elini güneşin, atlas gelmiş sırtına almış sanırsın ruhunu.. evren kadar ağır, evren kadar kasvetli ruhunu.. kahır tellerinden araba yapmış ya kendine, onu sürüp dururken evinin arka sokağında.. yokuş aşağı bırakmış hayallerini de.. her ikisinden vazgeçmek gerekirmiş öğrenmişte yapamıyor ki insan hepsini bir anda.. huzura ulaşma çabasında ayağı tökezlerken, "hadi be koçum!" diye bağırıyorum arkasından.. "hadi be aslansın! kodumun yokuşundan sen mi çıkamayacaksın?"gönlüm ninaninanınay..