a day like today

sonra her taraf kül oldu.. ellerimi açtım avuçlarım gri.. yüzüm gözüm gri.. ayna olduğuna ilk defa sevinmişim sanki.. temizlemeye kalkıp daha beter ediverdim.. hemen etrafa bakındım.. o sıra ne kadar şaşkın gözüktüğümün farkında da değildim tabii.. pamuk ve alkollü suyla ne kadar denesemde çıkaramadım bu pisliği elimden.. temzilenmesi bu kadar zor olamazdı.. etimin yandığını hissedene kadar denedikten sonra suratımdaki o ifadeyi yakaladım aynada ve durdum.. kesin çözümlerin insanıydım ya ben.. heh! işte tam da o yüzden kökünden temizlenmeliydi hepsi.. bugün gibi bir gündü.. gri.. içerden homurdanmalar geliyordu ki belli biri uyuyor... banyonun yolunda karar verdim içeriye bakmaya.. önce yüzümü temizlemeliyim.. suyun altında.. arınmak için.. uzunca durdum.. etim sızladı.. unuttum gitti.. aydınlandım.. aynaya gülümsedim.. arkamı dönüp gidemedim bi süre.. gözlerimin kahverengisi karanlık... banyonun kapısına ıslak bi adım.. sonra homurtulara doğru ileri.. sonra .. gözlerini araladı.. "neden erken uyandın?" dedi.. çatal çatal sesi.. gözleri şiş.. 'dili de çatallı mıdır?' dedim kendime.. 'konuşunca acıtır mı ki?' anlam veremiyordum tabii, ama bunu belli etmiyordum.. neden erken uyanmışım.. neden üstüm başım kir pasmış.. "evet" dedim.. "uyku tutmadı.." yatağa oturdum.. kırmızının bana yakıştığı ve benimle ne kadar iyi vakit geçirdiği konusunda bir kaç şey söledi.. sonra kalktı.. güzel kıyafetlerini giydi.. öptü.. gitti.. sonra?
sonra bugün oldu.. en çok bugün oldu.. gün grilerini giydi.. elim yüzüm kir pas.. yıkadıkça bir daha.. etimi ruhumdan ayırsam hangisi temiz kalır!?
ama sen keşkelerini paçanda sürüklediğinde öldüler.. ruhları ayrılınca bedenden.. ağırlaştılar.. unutamadın..
"welcome back says the voice on the radio but i never left i was always right here in your hand all the colours you thought were kings at the turn of a card can just disappear and i wish i could comfort you if love is our defence it's alright i can comfort you if you let me i could love you to death need to see need to say need to be something beautifuli can't get today out of my mind need to say need to call to love someone beautiful a day like today has stained my eyes and all i ever say and all i ever do is just a message to you and all i ever play are the cards you gave me its just my version of the truth and i wish i could comfort you if love is our defence its alright i can comfort you if you let me i could love you to death"
TK 8752 no.lu sefer.. bu sefer terk ediyoruz?
Dikkat! Bu bir sinir harbi notudur.adınızı hatırlamadığınız olmaz.. hiç olmaz.. kadının biri iç geçirerek bu sözleri söylediğinde inanmak istemezsiniz benim gibi.. yada her yaşadığımız kutsal.. kendini avutmakla kaç yıl daha.. kaç devir daha.. atlaya, atlata devam?
"Kutsal melekler ısırır , öksürürler ve ağlarlar.. Dönme dolaba binerler, pamuk helva yerler ve de hiçbişey hatırlamazlar.. Unutmadım zannersin.. Bir ısırışla öpüşün farkına varmayarak sokakları tinerliyorum.. Tanrı bana izin ver.. ver ki sabaha kokun bile kalmasın.. Ama ikimizde biliyoruz kaçarken çıkardığımız topuk sesleri hayatı kırabilir... biraz daha uyu.. biraz daha hayat..kal diye tutunduğum rüyalar.. kahrımdan yollara fışkırıyor.."Sonra tekrar başa.. geri sardım hayatı.. tel sardı kızım.. tel sardı..
"Pirinç işlemeli bir aynada kırıldı yüzümün diğer yarısı.Herkes uyuyordu. yüzümün yarisi benim, yüzümün yarısıyla hep yarım öyküler anlatırım.Peki sen, yarım dudaklı bir kadını öpmek ister misin??
Doğrum yok benim. Her yarım şey gibi. Ne kederli, ne de mutlu. Peki ya sen! Hic hikayen yok mu senin?
şimdi herşey hazır. Bir tek eksiğim var kırmızı..Bir türlü tamamlanamayan.. tamamlandıkça eksik kalan.. kırmızı.. "dumanı şişeye dolduruyorum.. izmarit kokan odanın en ücra köşesi benim.. sözümü esirger.. başkasından çalarım.. korkmadığım ne varsa sırtlayıp gitmeye niyet ederim hep.. oysa
'kalmak' benim işim.. katla, böl, çıkar.. kılımı kıpırdatmam..
"Bağlıyız birbirimize.. Ama önce sen gidiyorsun.. Sonra hepimiz.. Önce sen burkuyorsun sayfayı, sonra başkaları karalıyor cümleleri.Tam sen ağlayacaksın sanıyorum, bir taş yuvarlanıyor sol kolumdan yere..başkaları ağlıyor. Korkma anne, aşk seni de öldürmedi, hatırla! Bıraktım oyun sonsuza dek sürsün. Tek tek sökeceğim dolaştığın yerlerdeki acılı yıldızları. İşim beş dakika sürer. Nasılsa bilmiyorum son paragrafı."hepsini unuttum gitti! TK 8752 no.lu seferimiz kalmak üzeredir.. bu sefer terk edeceksiniz..
"köşelerimiz uçsuz.. yapılarımız virane.."
ben doğarken adımı seninkine işlemiş güneş.. güneş doğarken senin gidişini yazı vermiş yüzüme gaddar elinin yazısıyla.. gece elimi yüzüne.. sesimi es'ime hapsetmiş.. bir yutkunmuşum bir söylemişim.. hani düş'se de kalkıyor ya insan.. herşey an be an daha da basitleşiyor.. ama bu öz.. ve dair olanları sadece buraya kakılmş gibi.. bu nokta, en beceriksiz, en eli kolu bağlı hali 'an'ın..
"gecenin öteki yüzünde sorgulanan günahlarımız hep vardı.. "yüzümü boyayıp gülerken, gözlerim seni arıyor her gün.. kapıda beliriveren gölgeni farkedince kanım çekiliyor damarlarımdan.. bir titremedir tutturuyorum.. illede senimi isterim diye şımardıkça gözden uzaklaşışını izliyorum.. gece.. öteki yüzünde bir sen bir ben..
"gecenin öteki yüzünde.. söylenecek sözlerimiz hep vardı.. susardık hiç bir şey sormazdık..."korkarak her sarılışında gün geceye.. en aydınlık olan seni bile karartıveriyor.. gözümün ışığı takibinde..
"gecenin öteki yüzünde.. saklanacak sırlarımız hep vardı.. sessizliğimiz geçmezdi bizlerden.. "her an daha da fazla kabullenmiş olmanın rahatsız edici sakinliği işte bu.. duman üzerime çöküyor içimden çok.. gözlerimi sımsıkı kapıyorum.. saymıyorum.. sonsuz kere ebeyim.. sonsuz kere yandım.. oyundan sen çıkıyorsun.. gözlerini sımsıkı kapıyorsun.. umudumu sayıyorsun geriye..
" gecenin öteki yüzü bizim yüzümüz.. umutlarımız suçsuz.. biçare.."
rüzgar içimden geçer..
ruhumu ferahlatan -azıcık- ne varsa.. hepsini sana seslenebilirdim.. ama yok..
"yok sen beni kurtaramazsın.. kurtaramamış kimse kimseyi.." deneme! yanılma! emir kiplerinin paçasına yapışmış o yürüyor, sen sürükleniyorken.. zaman ayağımın altından en yavaş haliyle akıyor.. ve geçmiş kuduruyor.. bu ten elinin altında kıvrılıyor.. olamaycak işlere meyil veriyor ruh.. zihnine yenik düşüyor.. oluyor da oluyor.. yani "
açılmaz sandığın o kapıyı yavaşça açtın.." oysa ben kendi başıma yaptım hepsini.. üstelik kurtarıcım 'ben', sözümü sakınmadığında önünde eğilenlerin kafasını kaldırmaya tenezzül etmez.. içimi kemiren kendim, derdimi anlatmama vesile.. oysa kafamı eğip susuyorum..
"yüzümü tutup kaldıran elin.. o kadar güzel. o kadar arsız.." adımı unuttum nerde kalmıştım?
evet!
"kaç! kaç benden kaç!" bazen söyeleyeceklerimi toparlayamıyorum.. çoktan söylemiş oluyorlar.. sinir oluyorum..
" sesimi duyma.. bu rüzgarla karışmam diyeceksen eğer.. tadını duyma hayatın.. acı tatlı içmiceksen.. ...
şimdi asla adımı sormam.. yoksam ben yoksam sende.. yalnızlığa yerini sormam.. hiç yoksam.. hiç olmadıysam..
ağlamam! ağlamıcam!"
paylaştıkça (!?)

dişçide yaklaşık bir buçuk saat beklerken bu programın esiri olduğumdan etkisi altında kalmışım sanırım. Hank deyince durmak istemiyorum.. bir kaç karizmatik fotoğrafı ile açılışı yapmak istedim, samimiyet akıyor adamın paçalarından.. mümkün oldurabilsem onun kendi şiirlerini okuduğu bir kaç kayıdı da burada yayınlardım.. ama kısmet.. bak neler oluyor hayatta? Charles demek istemiyorum kendisine.. ingiliz aksağanım (ne biçim kelime yahu?) buna elverişli değil? ya da ben olacak iş değilim. her ne ise.. buyrun :
"evime gelme ama eğer gelirsen...

evet tabii,dışarıda değilsem evdeyimdir, ışık yanmıyorsa
yada sesler duyarsan kapımı çalma, Proust okuyor olabilirim
biri kapımın altından Proust bırakmışsa ya da güvecim için kemiklerinden birini,
borç para veremem, telefonumu veya arabamdan geriye kalanı kullanamazsın
ama dünkü gazeteyi, eski bir gömleğimi yada sosisli bir sandvicimi alabilirsin
ya da gece çığlık atma huyun yoksa kanepede uyuyabilirsin
ve kendini anlatabilirsin gayet normal bu; hepimiz sıkıntı çekiyoruz
ancak ben Harvard´da okutacağım bir aileye bakmaya,
ya da av arazisi almaya çalışmıyorum, gözüm yükseklerde değil.
birazcık daha hayatta kalmaya uğraşıyorum, onun için bazen kapımı çalarsan da açmazsam
ve içeride bir kadın yoksa, belki çenemi kırmış bağlayacak tel arıyorumdur
ya da duvar kağıdımdaki kelebekleri kovalıyorumdur.
yani kapıyı açmazsam açmam !
ve nedeni henüz seni öldürmeye, sevmeye, ya da kabullenmeye hazır olmamamdır,
demek ki konuşmak istemiyorum,
meşgulüm, çıldırmışım, keyifliyim veya belki bir ip hazırlıyorum;
onun için ışık açıksa bile,
ve eğer nefes alıp verdiğini, dua veya şarkı söylediğini radyonun
yada atılan zarların veya daktilonun sesini duyarsan - uzaklaş,
sebep gün değil, gece değil, saat değil; kabalıktan gelen cehalet değil,
hiçbirşeyi incitmek istemem, böcekleri bile
ama bazen ayırdetmesi zor birtakım duyumlar sezinliyorum,
ve mavi gözlerin, maviyseler eğer, ve varsa saçların,ve kafan -
içeri giremezlerta ki ip kesilene ya da düğümlenene dek
ya da ben yeni aynalarda traş olana dek,
ta ki dünya duranaya da ebediyen açılana dek."
Hank - Suda yan Ateşte boğul
güne bakan ...

güneşten başka ne görür ki?
susuyorum. sanıyorsun ki huzur.. hayır. alabildiğine sessizlik sadece.. (
'gelişine yaşayalara') söylenebilecek o kadar az şey var ki.. onları da söylesem ne fayda? sakin olmaya çalışırken kendimi hıçkırır buluyorum üstelik.. aradığım bir şey olduğunu biliyorum artık.. yeni farkettiğim pek çok diğerleri gibi. benim sorduğum yer öyle sıcak ki.. kozalansam kelebek olmayı istemem.. ama tırtılların kahverengi bot giymediği doğruysa.. acilen kelebek olmam gerek?
(
yeterince. - heh! işte bu 'o' demek. peki 'o' ne demek?) "yeniden patlarken rüzgar denizdeni, toprak isyan ve kaosla lekelenirken, dikkatli kullan seçenek kılıcını, unutma! 5 yüzyıl veya 20 sene önce bile asil denebilcek şeyler, şimdilerde daha ziyade boşa harcanmış eylem oluyor. bir kez yaşanıyor yaşam, oysa bir dolu şansı var tarihin insanların aptallığını kanıtlayabileceği...."nasihatler - Pansiyon Manzumeleri - C. Hank Bukowski
hal bildiri(r)midir..

bazen adımı bile unuttuğumu düşünüyorum artık.. öyle bir zamanda karşıma çıkıyor ki bu gri bulut, önümü göremediğimden camları kırıyorum.. ayağıma batan kırıkları da cabası.. "üstüme ince birşeyler alayım.." dediğim gün, yağmur kahveme su katıyor.. üstelik sağanak sinir sıkışmaları peşimi bırakmazken.. en saydam yanımı nasıl bir köşeye sıkıştırayım? sayıklamalarım durmuyor.. adını hatırlamak yetmiyor insana, ki hala buradayız.. hem yerimi yadırgadığım söylenemez.. neden hergün farklı biri olarak uyanıyorsam.. işte tam da o yüzden ayağımın altı nasır.. gri aşina.. 'çıt' çıkmıyor evimde, ben sıra sıra camları çatlatırken.. fizyolojime yenik düşüyorum.. oysa kılcal damarlarımı takip edecek olan geldiğinde görecek ki kırmızı halılar sermişim yoluna.. da kıymetini bilmeden açmış hepsini teker teker.. tekerledikçe ayağıma dolanıyor kelimeler..
vitam ago in nebula et.. korkuyorum.. özür dilerim..