dönüş
yürüdüğüm yoldan araba geçmiyor.. 'vazgeçtim yürümüyorum' diyorum küfürlerle.. oturuyorum bi köşeye.. sonra bir araba gelip durduğunda gittiğim yerden başka bir yere gittiğini söylüyor.. bi durup düşünüyorum.. saniyelik senaryolar geçiyor kafamdan.. ama istediğim bu değil ki.. hiç aklıma gelmemişti aslında.. farkında olunmayan gelip kapıyı çaldığında yapabileceğim sadece şaşırmak.. o şaşkınlıkla tamam diyorum.. o da olur.. biniyorum arabaya.. hemen konuşmalar başlıyor.. orası o kadar güzeldir ki çiçekleri al, duvarları mor.. kapıları sonuna kadar açık.. anlık bir sevinçle kabul ediyorum.. tamam yahu orası da olur diyorum.. mevzu ilerlemek değil mi? kısa bir süre sonra garip bi sessizlik oluyor ve kafama üşüşen akbabaları farkediyorum.. karnımın içinde kocaman bir yumru.. neden böyle huzursuzum ki? dışarısı çok soğuk.. ben sıcak bi arabada son sürat bilmediğim bir yere gidiyorum.. nereye gideceğini bilmeyen kişiye yol neydi ki? aruoba ne demişti bir hatırlasam çözülücek belki bu yumru.. üzerine su değen toprak gibi çamur olucak.. yanıma dönüyorum arabayı kullanan adam sırıtıveriyor.. herşey çok güzel olacak.. belli ki öyle olucak.. peki ya benim istediğim kadar güzel mi olacak acaba? benim istediğim gibi mi olucak? sanmıyorum.. öyle olup olmayacağını bilmeden bile.. sanmıyorum.. alı al moru mor olsa da umursamıyorum.. 'pardon' diyorum.. 'neresi demiştiniz?' ... 'ben oraya gitmek istemiyorum ki.. bir yanlışlık oldu sanırım.. durur musunuz?' yürümekten kesilmiş olan bacaklarımı atıyorum arabadan dışarı.. ah be! ne de sıcaktı içerisi.. ne de güvenli.. şimdi burdan yürümem gereken yolun hesabını yaparsam gözüm korkar.. yürü kızım sen.. yürü aslan parçası.. yorulup kenarına oturduğun o karlı yolda yalnız başına devam et ki, hayal ettiğin diyarlarda huzurlu uykulara bırakabilesin kendini.. belki de bu kadar çabuk vazgeçmenin sebebi istemeye alışmış olmandı.. istemeye o kadar alışmıştın ki orayı, artık adını duyduğunda bir görevmiş, mecburiyetmiş gibi gelmeye başlamıştı belli ki.. oysa çok başkaydı başlarken... yola çıkarken üstüme paltomu giydiğimde hissettiklerimi hatırladım tekrar.. toprağa su değdi.. gözüme ışık.. yolun sonu aydınlık.. peki ya yanımda bir zano olsa bu kadar üşür müydüm?
soğuk ama olsun.. yürümeyi iyi bilirim.. vazgeçmeyi ise çoktan unuttum..
korkmuyorum artık senden gece.. korkmuyorum hiç korkmuyorum..
karanlık üzerime gel istersen.. sar beni.. ben kaçıp gitmem..
korkmuyorum artık senden yalnızlık.. korkmuyorum hiç korkmuyorum..
yüreğime vur.. vur istersen.. kaçıp gitmem..
manifeste
"... Nullum inveniri exilium intra mundum potest; nihil enim (quod intra mundum est) alienum homini est. Undecumque ex aequo ad caelum erigitur acies, paribus intervallis omnia divina ab omnibus humanis distant. ..."*
"Bir tane bile sürgün yeri bulmak mümkün değildir dünya üzerinde; çünkü (yine dünya üzerindeki) hiçbir şey insana yabancı değildir. Herhangi bir yerden gökyüzüne aynı şekilde yükselir bakışlar, tanrısal olan herşey aynı mesafede uzak durur insanlıktan."
tutkusu olmayan kişi sürülmez.. sürgüne meyil vermez.. yeltenmez.. cesaret etmez.. edemez.. herkesin damarlarına tutku salmaz tanrı.. boynundaki damarları şişirenin, sözlerini çevreleyenin, avuç içlerini terletenin tutkunun ta kendisi olduğunun 'farkına varan' kişi.. kalbini sıkıştıran, diğer yandan gözlerini aydınlatan, kendisini tamamlayan yegane duyguyu, esiri olmadan kabul eder, var eder.. varolmanın biricik sebebi olsa da.. onsuz bi yaşam düşünemese de.. tutku, omuzlarına binmiş en ağır yüktür.. taşır.
it's time to speak about those who are absent.. it's time to speak about those who are wrong.. it's important to question those who are absent.. those who are about democracy.. it's urgent.. it's an emergency to speak.. it's an urgent to those who are absent.. it's time to speak about all those who are always wrong.. it's an emergency to talk about freedom. .. it's an emergency.. emergency.. it's time.. it's important.. democracy is raped.. it's urgent.. est importante! "**
*Seneca - De Consolatione ad Helviam, 8, 5.
**Exils soundtrack - manifeste
karma sergi
o kadar karışık ki neresinden başlasam toparlamaya bilemiyorum.. yoksa devam mı desem? en ufak bir yerinden bile deymiyorum belki.. kibirin olmadığı yerlere ait miyim diye soruyorum kendime.. ya değilsem? hayatta hiç bişeyden (dahil olmadan ve belki olduktan sonra bile tedirginken) emin olamıyor insan.. ait olmak bu kadar önemli mi ya da .. bu kadar elzem mi?
("it's an emergency to talk about freedom. it's urgent, emergency to question those who are absent..." ) omuzlarımdan sırtıma uzanan ince köprüde adım adım yürüsün mü beni yemeye gelen canavarın bacakları.. yatağımın altından çıkıpta beni korkutsun mu artık? hem alışmış olurum.. korkumu yitiririm yüzüne baktıkça.. bu saatte demeseydin keşke.. saat sabahın dördüyken, üşümekten tirtir titrek olmuşken.. kaderin beni kucağına bıraktığı yer yine bu çorak toprak.. bu çiçeksiz ağaçların olduğu bozkır.. benim evim..
"galiba yalnız ben yoruldum. ve bu yorgunluğumu yaşamak zorundayım..bir silgi gibi tükendim ben. başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım : mürekkeple yazmışlar oysa. ben, kurşunkalem silgisiydim. azaldığımla kaldım."*ya burdan çıkıp gidersem.. gitmesinde değilim, ya çok üşürsem.. daha da çok.. korkumun kanatları altında olduğu kadar yaşamaya ne zamana kadar devam ederim kim bilir.. aramıyorum ki.. kaderim onu kucağıma bıraksın diye bekliyorum.. ya o geldiğinde beni bulamazsa diyorum.. ya kapıda kalırda korkarsa benim gibi sokaklarda.. giderse de bi daha dönmezse.. gadjo'nun evriminde, karnının içinde kocaman olmuş bi tomar acıyı hazmetmeye çalışan genç adamın yolunda yani, büzülüp küçülüp sıkıştığım yerden çabuk ayrıldım.. 'yolumda mutlu çingenelere de rasladım..' herşey bu kadar acele mi cidden? hemen mi gitmeliyim bu yerden? daha kokusunu duymamışım.. daha tadını bilmemişim.. durmaya mı karar vermişim de çekip kolumdan atmışlar.. yok.. büyük yalan.. 'dilo' benim tamam.. hiç bir zaman yabancı olamayan, daimi yerli deli.. daimi sessiz mecnun.. bırakıp gitmelerin insanı değilim ya ondandır yine durup beklemedeyim.. napalım. ben de böyleyim.. ya açıp kollarınızı sarıcaksınız.. ya iteleyip ötede bırakıp kaçıcaksınız.. önemli değil.. buna da tamam derim.. buna da peki..
"hepinizi mahkemeye vereceğim, süründüreceğim hepinizi. kendim de sürüneceğim. daha beter olacağım..."*aslında söylenecek bu kadar söz yok.. bunların hepsi kısa bi tekrar.. kendime not.. kendime tenkit.. yaşadığım dünyaya ait olamadığım için 'dilo', susup kabullendiğim için büyük korkak oluyorum belki.. ama elde olmayan sebeplerden ötürü kör düğümle bağlı, bu şekilde varolmayı başarmak konusunda ısrarcı ve dahi inatçıyım.. herşey bu kadar elzem mi cidden? bu kadar çabuk mu farkına varıp kovalamak, itelemek gerek? kış kış cinler kış kış.. aklıma üşüşen milyon tane kelimeyi nerelere sığdırsam, hangi cümlelere iteklesemde anlatsam bilemiyorum işte böyle.. kimi zaman söylenecek sözlerin başkalarının ağzından dökülenler, parmağından sızıp avcuma damlayanlar olduklarını unutuyorum.. he bi anlamı var mı peki? yok.. susmanın yolu yok.. söylememenin yolu yok..
" 'önce kelime vardı' diye başlıyor yohanna'ya göre incil. kelimeden önce yalnızlık vardı. ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık... kelimenin bittiği yerde başladı; kelimeler söylenemeden önce başladı. kelimeler, yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. kelimeler, yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. yalnız kelimeler acıyı dindirdi ve kelimeler insanın aklına geldikçe, yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu."*
ondandır ağzıma geleni söylermiş gibi yapıyorum belki kendime.. kendini kandırmaca oynuyorum.. bu kadar farkındayken neresinden çekip kendimi ortalamanın üzerine iteyim.. vazgeçtim düşünmüyorum.. bıraktım.. modern hayatın boğazıma sardığı zinciri gevşettim.. kendi ellerimi boğazımdan çektim .. belki onun da bunda katkısı vardır.. belki de bundan aklıma takılıyor gözünü kaçırışı.. iç çekişi.. söyleyecek çok şeyi olupta anlatmaktan yorulan sesi. ne oldu da düştü ciğerime.. ne oldu da bir anda.. farkettim! eureka! bakın yine aşkı ben keşfettim.. öteki.. diğeri.. onlar.. seyirci kaldılar.. kollarından çekip farkedin, iyice bakın demesini bilmiyorumki.. işte bu benim son şaheserim.. ellerimle yaptım.. yalnızca onun için.. bir 'biz' için.. önce sözleri, sonra gözleri düştü aklıma.. eksik yaptığım bişeyler olduğunun ise çok sonra anladım.. ... ...
"...başını okşardım, 'zavallı sevgilim' derdim, 'üzülme'; üzülürdü. 'acıma bankası kuruyorum' derdi, 'her ıstıraba bir kura numarası, tutunamayanlara öncelik tanınır'. 'üzülme selim biraz dinlen buna hak kazandın' olduğu yerde yatamazdı dönerdi, kımıldanırdı, yatışmazdı, yaşatmazdı , yaşamazdı. 'ben seni sevdim seveli bak ne hal oldum uzanmış yatıyorum' 'dinlen biraz selim' kalkardı ellerime sarılır, 'beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma' derdi 'boş yere mağaramdan çıkarma beni, alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. tedirgin etme beni. bu sefer geride bir şey bırakmadım, tasımı tarağımı topladım geldim. neyim var neyim yoksa ortaya döktüm, beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim. beni uyandırma.' hep kuşkuluydu her zaman kötü bir şeylerin olmasını bekliyordu. 'sonu gelmez benim gibiler için hiçbir şeyin, sonu iyi gelmez ' diyordu... "*
*Oğuz Atay - Tutunamayanlar
'çok uzaklardan dönerim'
adımı unuttum.. özümü kuruttum.. sonsuzluğun sükuneti çöktü, sanki yarın yok.. yarın olmayacak.. bugünü bitiremeden bir sonrasına hazırlanmak mümkün değil sanki.. sanrıların sarmalında kıvrıla kıvrıla ilerlerken, beni gör! beni koru! beni kır! ki anlam kazansın.. varolsun.. varetsin.. a benim canım.. gel de gör şu halimi nasılda tamam ettim seni bende de kendimi ası verdim kapının önündeki çamaşırlığa.. yıkandım, arındım, ben beyazım.. pir-ü pak çarşaflarınım.. beline dolanırım.. ellerimi bıraktım sırtüstü atlıyorum demiştim ya.. güven oyunu gibi.. bırakıverdim kendimi yamacına.. ellerim yukarda.. teslim a ciğerim..
kendim karıştırdım kafamı.. kimsin? nesin? ne zaman varırsın? ne kadar burada kalırsın? alacaladım. ellerimi, yüzümü boyadım.. ebruli mi oldum yoksa?
"uyanır geceyarısı, yoktan sevda yaparım.. adamım.. bu küçük işlere ben bakarım yanarım.. yakarım.. dilsizler bana danışır, kelebeklerin aklı benim.. gemilerle her gece ben çok uzaklardan dönerim.. çağırırlar küçük adımı, karafakiden ben akarım.. adamım bu küçük işlere ben bakarım yanarım.. benim adım ebruli, biraz gerçek biraz rüya.. yalanımı sevsinler, aşksız dönmüyor dünya.. kalbim sevda kuyusu her gün yoldan çıkarım.. adamım.. bu küçük işlere ben bakarım yanarım.. dilsizler bana danışır, kelebeklerin aklı benim.. gemilerle her gece ben çok uzaklardan dönerim.. sen unut geçmişini, ben aklımda tutarım.. adamım..bu küçük işlere ben bakarım.. "
consolatio
sina hocayı dinleyerek iyi yaptığımı biliyorum ama.. hala.. kendimi teselli etmekte zorlanıyorum.. diyelimki ettim.. ya annemi? annem helvia'ya teselli'mi bitirip paylaşıcam artık.. okumam gereken bi sürü şey.. yapmam gereken bi sürü iş varken burda böyle ağlayarak zaman kaybetmeme engel olamıyorum.. üstelik yalnızım.. kendimi oyalamak için oynadığım tüm oyunları kazanıyorum.. sonunda kazandınız yazıp, havai fişek patlatıyolar.. hah! derim buna.. hah! tam zamanıydı.. bırakıyorum kendimi.. sırtüstü atlıyorum aşağı.. yere ne zaman çarpıcamı bilmek istemiyorum.. o da süpriz olsun.. umursamazlığımın kusuruna bakmayın.. ama ellerim buruş buruş.. sanki yarını kucaklayacak kadar gücüm yokmuş ben zorla devam etmişim.. bırakıyorum savaşmayı artık.. uyumaya ihtiyacım var.
"half underwateri'm half my mother's daughtera fraction's left up to disputethe whole collectionhalf off the price they're askingin the halfway house of ill reputehalf accidentalhalf pain full instrumental ...."
dün gece rüyamda benim için gelmiştin.. öyle söyledin..
13:40 varpuru hülyası..
böyle garip dingin bir coşku, enteresan pofuduklukta bir huzur kaplıyor içimi.. ifadesi farklı olsun diye değil cidden diyemediğim için böyle söyledim.. deniz ayağımın altında köpürüp, rüzgar derimden geçtiğinde garip bir gülümseme beliriveriyor yüzümde, sebepsiz.. benden haberin olup olmadığını bile bilmiyorken taa uzaklardan bi öpücük konuyor yanağıma.. o kadar çok zaman oldu ki.. ansızın hülyalara dalıyorum, elimde değil.. bi bakıyorum hava soğuk, burnumun ucu kızarmış.. kar yağıyor her taraf beyaz.. kafamda annemin eski bordo beresi.. kirpiklerimde kar.. eldivenlerim elimde.. karşımda bişeyler anlatıyorsun böyle heyecanlı.. 'hay allahım' diyorum.. 'böyle insan yarattın da şimdi mi gösteriyosun?' kendi kendime.. istiklalde bir aşağı bir yukarı yürüyor insanlar, hani kar varya.. özenmişler işte.. ben hala seni dinliyorum.. hayır bıraksan bunu iş olarak yapabilirim.. sabah 9, akşam 6.. oheey.. bu kadar tutku bir insana fazla bir kere.. her konuda öyle candan ki ifaden.. öyle bi sarılıyosun ki kabul ettiklerine.. tamam dediklerine.. tarifi zor bir sahiplenme hissi.. özlemi duyulan ait olmayı kucağında getiren bi sahiplenme.. sözünü bitiriyorsun.. neyi beklediğimiz meçhul öyle duruyoruz galatasarayda.. duruyorum böyle gözlerimde fener alayları.. vapur iskeleye yanaşıyor o sırada.. bi bakıyorum herkesler bir yere koşuşturuyor.. yüzümde o şapşal sırıtışla iniyorum ben de peşlerinden.. istediklerimi söyleyemiyorum yine.. olsun.. başka sefere?
"Senin de gönlün var"
samimiyetin özlemiyle bir yarını daha yaşamışım.. böyle içten bir ses duyuluyor taa uzaklardan.. sigaramın ateşi düşüyor da ben parmağımla alıveriyorum yerden.. yanmaz mı canım? yok yanmaz.. böyle arabesk zamanlarda halini anlatabileceğin çok az insan bulursun yanında.. bir telefon uzağındadır geliyorum oraya deyip, tedirgin olmadan yola koyulabilirsin.. yanına vardığında karşılaşacağın şeyden eminsindir.. öyle garip bir güven hissi işte.. ait olmak ve tabi sahip olmanın rahatlığında.. yüzeysel olmadıkça en beterini yaşamak bile bi anlam kazanır.. acısı olacaksa çekelim nedir ki? böyle bişey zaten yaşamak dediğin.. gocunmam 'düştüm' derim.. ben sabrederim.. beklerim.. hepsini teker teker öğrendim.. ama anca belime kadar çıkmayı başarabildim şu bataklıktan.. ... .. ...
oheeeey.. anlatıcam.. ama nasıl?
üstelik belki ilginç bişey de bulamayacaksın.
"...gül verin öksüzümeal gülünü tak göğsüne yarkoy yüreğinin üstünegül versin can tenineköz var sinemdesır var sözümdesözümün sırrı yarin isminde..."