karma sergi
o kadar karışık ki neresinden başlasam toparlamaya bilemiyorum.. yoksa devam mı desem? en ufak bir yerinden bile deymiyorum belki.. kibirin olmadığı yerlere ait miyim diye soruyorum kendime.. ya değilsem? hayatta hiç bişeyden (dahil olmadan ve belki olduktan sonra bile tedirginken) emin olamıyor insan.. ait olmak bu kadar önemli mi ya da .. bu kadar elzem mi? ("it's an emergency to talk about freedom. it's urgent, emergency to question those who are absent..." ) omuzlarımdan sırtıma uzanan ince köprüde adım adım yürüsün mü beni yemeye gelen canavarın bacakları.. yatağımın altından çıkıpta beni korkutsun mu artık? hem alışmış olurum.. korkumu yitiririm yüzüne baktıkça.. bu saatte demeseydin keşke.. saat sabahın dördüyken, üşümekten tirtir titrek olmuşken.. kaderin beni kucağına bıraktığı yer yine bu çorak toprak.. bu çiçeksiz ağaçların olduğu bozkır.. benim evim.."galiba yalnız ben yoruldum. ve bu yorgunluğumu yaşamak zorundayım..
bir silgi gibi tükendim ben. başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım : mürekkeple yazmışlar oysa. ben, kurşunkalem silgisiydim. azaldığımla kaldım."*
ya burdan çıkıp gidersem.. gitmesinde değilim, ya çok üşürsem.. daha da çok.. korkumun kanatları altında olduğu kadar yaşamaya ne zamana kadar devam ederim kim bilir.. aramıyorum ki.. kaderim onu kucağıma bıraksın diye bekliyorum.. ya o geldiğinde beni bulamazsa diyorum.. ya kapıda kalırda korkarsa benim gibi sokaklarda.. giderse de bi daha dönmezse.. gadjo'nun evriminde, karnının içinde kocaman olmuş bi tomar acıyı hazmetmeye çalışan genç adamın yolunda yani, büzülüp küçülüp sıkıştığım yerden çabuk ayrıldım.. 'yolumda mutlu çingenelere de rasladım..' herşey bu kadar acele mi cidden? hemen mi gitmeliyim bu yerden? daha kokusunu duymamışım.. daha tadını bilmemişim.. durmaya mı karar vermişim de çekip kolumdan atmışlar.. yok.. büyük yalan.. 'dilo' benim tamam.. hiç bir zaman yabancı olamayan, daimi yerli deli.. daimi sessiz mecnun.. bırakıp gitmelerin insanı değilim ya ondandır yine durup beklemedeyim.. napalım. ben de böyleyim.. ya açıp kollarınızı sarıcaksınız.. ya iteleyip ötede bırakıp kaçıcaksınız.. önemli değil.. buna da tamam derim.. buna da peki..
"hepinizi mahkemeye vereceğim, süründüreceğim hepinizi. kendim de sürüneceğim. daha beter olacağım..."*
aslında söylenecek bu kadar söz yok.. bunların hepsi kısa bi tekrar.. kendime not.. kendime tenkit.. yaşadığım dünyaya ait olamadığım için 'dilo', susup kabullendiğim için büyük korkak oluyorum belki.. ama elde olmayan sebeplerden ötürü kör düğümle bağlı, bu şekilde varolmayı başarmak konusunda ısrarcı ve dahi inatçıyım.. herşey bu kadar elzem mi cidden? bu kadar çabuk mu farkına varıp kovalamak, itelemek gerek? kış kış cinler kış kış.. aklıma üşüşen milyon tane kelimeyi nerelere sığdırsam, hangi cümlelere iteklesemde anlatsam bilemiyorum işte böyle.. kimi zaman söylenecek sözlerin başkalarının ağzından dökülenler, parmağından sızıp avcuma damlayanlar olduklarını unutuyorum.. he bi anlamı var mı peki? yok.. susmanın yolu yok.. söylememenin yolu yok..
" 'önce kelime vardı' diye başlıyor yohanna'ya göre incil. kelimeden önce yalnızlık vardı. ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık... kelimenin bittiği yerde başladı; kelimeler söylenemeden önce başladı. kelimeler, yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. kelimeler, yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. yalnız kelimeler acıyı dindirdi ve kelimeler insanın aklına geldikçe, yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu."*
ondandır ağzıma geleni söylermiş gibi yapıyorum belki kendime.. kendini kandırmaca oynuyorum.. bu kadar farkındayken neresinden çekip kendimi ortalamanın üzerine iteyim.. vazgeçtim düşünmüyorum.. bıraktım.. modern hayatın boğazıma sardığı zinciri gevşettim.. kendi ellerimi boğazımdan çektim .. belki onun da bunda katkısı vardır.. belki de bundan aklıma takılıyor gözünü kaçırışı.. iç çekişi.. söyleyecek çok şeyi olupta anlatmaktan yorulan sesi. ne oldu da düştü ciğerime.. ne oldu da bir anda.. farkettim! eureka! bakın yine aşkı ben keşfettim.. öteki.. diğeri.. onlar.. seyirci kaldılar.. kollarından çekip farkedin, iyice bakın demesini bilmiyorumki.. işte bu benim son şaheserim.. ellerimle yaptım.. yalnızca onun için.. bir 'biz' için.. önce sözleri, sonra gözleri düştü aklıma.. eksik yaptığım bişeyler olduğunun ise çok sonra anladım.. ... ...
"...başını okşardım, 'zavallı sevgilim' derdim, 'üzülme'; üzülürdü. 'acıma bankası kuruyorum' derdi, 'her ıstıraba bir kura numarası, tutunamayanlara öncelik tanınır'. 'üzülme selim biraz dinlen buna hak kazandın' olduğu yerde yatamazdı dönerdi, kımıldanırdı, yatışmazdı, yaşatmazdı , yaşamazdı.
'ben seni sevdim seveli bak ne hal oldum uzanmış yatıyorum'
'dinlen biraz selim'
kalkardı ellerime sarılır, 'beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma' derdi 'boş yere mağaramdan çıkarma beni, alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. tedirgin etme beni. bu sefer geride bir şey bırakmadım, tasımı tarağımı topladım geldim. neyim var neyim yoksa ortaya döktüm, beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim. beni uyandırma.' hep kuşkuluydu her zaman kötü bir şeylerin olmasını bekliyordu. 'sonu gelmez benim gibiler için hiçbir şeyin, sonu iyi gelmez ' diyordu... "*
*Oğuz Atay - Tutunamayanlar