sonra denizin üstünde yürümüş adam
bir adım atmış dalga, fırtına.. bir fiske suyla uyandırmış günleri.. sonra? sonra işte yorulmuş ya o kadar zaman şimdi uyuyacakmış güvenilir kucaklarda.. elleri gözlerinin takibinde severmiş yüzünü kızın.. aynı ellerle aralamış yarının kapısını.. sonra? sonra yarın olmuş.. bir 'ben', bir 'sen'e uzatmış elini.. sıradan hayatların bağcıkları açılmış; yarın, dünü kucaklamış da sırtında taşımaya hazırmış.. düne hesap sormak yarının önünde, iki ülkeyi birbirinden ayıran bir duvar gibi yükselirmiş ya hani.. işte ondan kabullenmenin rahatlığında sarmalanmış, "misal Varşova" demiş adam.. "Varşovada olsak ne yapardık şimdi dersin?".. gülümseyip durmuş kız, bir saniye bilemedin iki ('tamamen yıkılan bir şehri yeniden kurmak ister gibi, umut dolu bakarım sana misal.. ya da düşünürüm bir adamın kokusu dünyanın her yerinde aynı mı kalır acaba? veya sorarım, iki tane küçücük tokanın mutlu ettiği birine böyle bakarak ne kadar mutlu ettiğinin farkıda mıdır diye.. ya da sence derim bir insandan kalanları sevebilir mi bir başkası? yüzümün kalanından öper misin beni yada ben senden kalanları kucaklayabilir miyim dersin? hepsini geçtim, sıradan hayatımın merkezinde rahat eder misin mesela? tüm saçmalığımla beni kucaklar mısın? ya da ben Wladislaw Szpilman olsam, ne zaman öldürürdüm kendimi sence? huzursuzluğu kaldıramaz zayıf bünyem; karar verdim, anlatıcam hepsini sana.. hep.. ve ardından hep çok.. tam çok..') "bilmem" der.. "hem neden Varşova?"