öyle oldu, böyle oldu
sabah, yatağımdan doğrulduğumda sıcak ve yumuşak bir yastığa kafamı koymuş gibi saçma sapan bir güven hissi içinde buldum kendimi. sanki bu noktadan sonrasında yani biraz ilerde bir kaynak varmış, böyle sular ılınmış.. saçma sapan dedim çünkü o anın salaklığıyla neden böyle hissettiğimin ayırdına varamadım.. he vardım da noldu sonra? o kısım biraz çetrefilli.. kafamda bedbug namına yakışır minik kurtlar (ama minik dedim?) yavaştan ilerlerken, "eureka!" dedim.. "tamam işte.. o bırakmış.. oleey!".. ufak şeylerden mutlu olan yapımla(?) çeliştim.. kendimi sarsaladım azıcık.. dur dedim yavrum.. dur benim şapşalım.. her ne ise bunları neden buraya yazdığımda belli değil.. o kadar iç hesaplaş.. sonra gel anlat.. he bir de şunu farkettim, daha doğrusu tam açıklamasını buldum kendimce, bana sorarsanız gülmesi hüznüne batan biri su ise.. canı yanar yani tuz değince.. neyse seri geçelim o kısmı, akabinde çemberimden çıkmadan yavaş adımlarla ilerledim, diğerlerinin yanına.. halbuki sadece kendimle ilgiliydim bu sabah.. anlamaya çalışıyordum yani hala.. nasıl başarabilir ki bi insan bunu? çarçabuk.. yoksa ben mi istediklerimi seçiyorum gözlerinizden? o değil de karnım acıktı.. ahah.. yani sonuçta birisi (bu kısımda 'birisinee, birisiinee..' şeklinde devam eden bir parça söylemek istiyorum aslında ama yapmayacağım korkmayın canlarım.. ahah) mukaddesin üstüne bir tomar güven bırakmış.. sonra? sonrası iyilik, güzellik.. oh canıma değsin.. bir gün bir gündür diyerek yaslanıyorum arkaya.. gerisi hikaye..