dönüşün mucizesi gidişin müjdesi olsun
sözün kendini tükettiği bir nokta olduğunu biliyordum. susmak isterdim. içinde yoğrulmak istediğim sessizliği bile anlatmaya uğraşıyorum ama hala. inatla. oysa ne ben becerebilirim, ne sözümün kıymeti bilinir. ağırlığınca konuşuyorum, altında ben bile ezilirken. kim ne yapsın böylesi bir hikayeyi. işte o sözün anlamını yitirdiği şarkı bu. içimde büyüttüğüm başka bir insanın yolculuğu. son sözün söylenemediği. sadece elinizi tutsam da gözünüze baksam; anlasanız. halbuki yoksunuz ve belki de en doğrusu buydu. yanımda olan her birinizin tek başınıza gitmeniz gereken diyarlarınızda, olması gereken. hah! hala anlatıyorum. merak içindeyim bu anlatılanlar ne işe yarıyor, beni arındırmaktan başka. kocaman gülüşüm suratımdan sıyrılıp giderken, seyrici kalışımı düşünüyorum ve sonra kendi kendime 'yine gülüceksin biliyorsun' diyorum. biliyorum. bu çok eski bir öykü. sonu sınırı yok belki, benden önce bir başkası, ondan önce bir başkası ve biz sonra ayrı ayrı yerlerde, yanımızda en sevdiğimiz gölge, yürüdük. işte bende böyle zamanlarda kendimi hep aynı yerde yürürken bulurum. ne yaşanmışsa orda, tutamıyorum kendimi. bir bakıyorum yüzüme güneş vurmuş bu kış günü. şükürlerde avunup, af diliyorum. isyanımın sorumlusu, haykırışımın tek tanığı kendime hüküm giydiriyorum. ah kelimeleri seçmekte nasıl zorlanıyorum bir bilseniz. siz, diğerleri, bir sezseniz, gözleriniz incilerini döker kucağınıza. belki de o acımanın yanında sürüklediği garip gülümsemeyle omzuma vurup 'geçecek biliyorsun' dersiniz. halbuki ve dahi gelin görünki anlatamıyorum. nasıl 'iyi eğlenceler' dediysem, sesimi titremesin diye sıkı sıkı tuttarken, yada nasıl geçiştirdiysem karnımı tuta tuta yığılmak için yere. yine öyle. kişinin arkasında değilde yanındaysa gölgesi sarılıveriyor kendine. üzerimde bir kara bulut değil, elimi tutan bir yoldaş belki, yanımdan ayrılmayan, benim en sevdiğim. sıradan insanın en sıradanıyım. saçlarımı ellerimle düzeltir, gözlüğümü takmadan okuduğumda onları pansumanla yatıştırır, şarkı söylerken gözlerimi kaparım. doğumumda giydim bu elbiseyi, ölümümde tertemiz bırakıp yerine asacağım. özlediklerimin kucağında sonsuz uykulara dalacağım. bu sonrası, öncesini zaten anlatmışım. şimdi, sürgünümden mektuplar yazıyorum işte böyle. ben burda doğmamışım. dilim bu değil, sizinki gibi görmüyor gözlerim, yalnızca bu sürgün yüzünden ve sözüm ağzımdan çıktımı kendini siliyor tarihten, tıpkı diğerlerinin yaptıklarını silmeye uğraştığım gibi. ("bir silgi gibi tükendim ben. başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım : mürekkeple yazmışlar oysa. ben, kurşunkalem silgisiydim. azaldığımla kaldım.")
şimdi, bu sürgün yerinden, işte bu siyah kadının, bu güzel kadının, bu ağlayan kadının sesinde tanıdık olan herşeyi sırtıma yükleyip gidiyorum. bu benim sesim, bu benim nefesim. şimdi, ait olduğum diyarda benim olanların kulağına fısıldayacağım sözlerimi. kimse ses etmesin, zaten öyle zor seçiyorum ki kelimeleri. şükürlere sığınıp, af dileyeceğim, tanrının denizinin üzerinde yürüyeceğim. yokum, olmuyorum, olmayacağım.
şimdi, bu sürgün yerinden, işte bu siyah kadının, bu güzel kadının, bu ağlayan kadının sesinde tanıdık olan herşeyi sırtıma yükleyip gidiyorum. bu benim sesim, bu benim nefesim. şimdi, ait olduğum diyarda benim olanların kulağına fısıldayacağım sözlerimi. kimse ses etmesin, zaten öyle zor seçiyorum ki kelimeleri. şükürlere sığınıp, af dileyeceğim, tanrının denizinin üzerinde yürüyeceğim. yokum, olmuyorum, olmayacağım.