2010-09-20

i'm the red pepper

bu kadar basit olması garip. yani önemsizliğinin yanında diyorum, herşeyin bu kadar basit olması da basit. Bambaşka planlarla günlrdir içinde yaşadığım evimden çıkmaya karar verdiğim bir sabahta. telefonum çaldı. "bugün geleceğim dedi. 2 gibi müsait misin?" ... hımmm.... "daha önce ya da sonra gelsen? zira tüm günümü yiyeceksin." tamam dedi. 4'te gelirim. ok?.. tamam dedim ben de. baktım saat 5 olmuş.. popon biraz büyük mü? kalkamadı olduğu yerden.. diye ses ettim.. uyuya kalmış garip. 6 da gelirim dedi. gelirken bana yeşil biber alır mısın? dedim.. ses etmedi. yemek yemeyi bile öteledim bugün. nefesimi kesiyorsun, iştahımı kapatıyorsun küçük adam. bir günü böylesi ertelemek nası bir sonuca itecek kendisini acaba.. üzgünüm 20 eylül seni iteledim.. hiç istemezdim.. yeni bi hikaye yazmaya karar verdim bu arada.

yeterince uzaktan hasretle öperim.

2010-06-19

bigalov

arkamı dönüp çıktığım kapıdan geri dönmeyeceğimi söyledimdi. şimdi kıs kıs gülüyor bana küçük serçeler bile. sivrisinekler ben ve bakkal amca, romandan çalıntı gibi hayatımız. elimizde 3 - 5 parça eşya, nereye gideceğini bilmeden savrulan sokak köpekleri gibiyiz. bunu anlatması zor. hepsi ne yapacağını bilememekle başladı. yani şöyle düşün: ben sana doğru koşar adım geliyorum, sense hareketsiz ne yapacağını bilmeden öylece duruyorsun. e doğal olarak ben sana çarpıyorum ve hatta geçiyorum. sonra çok bilmiş bir kadın gelip filmin en anlamlı lafını ediyor. adeta film çeviriyoruz. ama dedim ya sana da, ademle havva da böyle yapıyorlardı bu işi. olduğu gibi.
biz ellerimizin üzerinde yürümeye çalışan iki ayaklılar, başımızı göğe kaldırdığımızda kibirlendik ya hani, ondan bütün tantana.

2010-06-06

flamenka

şimdi anladım. konuşmak için yaşamak gerekirmiş. içi boş kutuların hepsini atıyorum.

anladım. sahip olduğum tek gerçeği, elim döşümde beklemek için bile çok geç. bu sefer ben gidiyorum.